Skip to content
ahmet-akpolat-haber-kameramani-cnn-turk

Ahmet Akpolat: Popüleri Değil Sevdiğiniz İşi Yapın

Ahmet Akpolat mesleğe CNN Türk haber merkezinde haber kameramanı asistanı olarak başladı. SKY Türk ve Haber Türk televizyonlarında, haber kameramanı olarak çalıştı. 2000’li yıllarda gerçekleşen birçok toplumsal olayda ve savaş bölgesinde görev aldı. Irak Savaşı ve Suriye iç savaşında, tarihe anbean tanıklık etti. Han Şeyhun’da gerçekleştirilen kimyasal saldırı sonrası bölgeye ulaşan ve görüntüleyen ilk kameraman oldu. Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları sırasında, yine CNN Türk kameramanı olarak görevdeydi. 15 Temmuz akşamı CNN Türk baskınında darbeci askerlerin bina baskınını görüntüleyen tek kameramandı. Baskın anında darbeci askerler tarafından darp edilerek kamerası alınmak istendi ama kamerasını teslim etmedi.

Türkiye Haber Kameramanları Derneği tarafından “Mesleki Onur Ödülü”ne layık görüldü.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği “Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri” töreninde “İHA’nın Vurulma Anı” çalışmasıyla ödül sahibi oldu.

Hala CNN Türk’te haber kameramanı olarak mesleğini sürdüren Ahmet Akpolat ile mesleği hakkında samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

Haber kameramanı olmaya nasıl karar verdiniz? Mesleğinizi bırakmayı düşündüğünüz anlar oldu mu?

Çocukluğumdan beri fotoğrafa merakım vardı. Aslında, annemin küçük bir fotoğraf makinası almasıyla başlamıştı. Sonra bir vesileyle kamerayla tanıştım. Kamera o zaman daha gizemli gelmişti bana. Önceleri benim için bir hobiydi. Nedense bu hobimi ilk zamanlar iş olarak hayal etmedim. Sonra eğitimimi bu doğrultuda tamamlamak istedim. Yaş grubumdaki herkes gibi bende sinemacı olmak istiyordum. Bir taraftan da gündemi hep takip eden bir gençliğim oldu. İlk zorunlu stajıma kadar TV Haberciliği aklımda yoktu. İlk stajım için bir tanıdık vasıtasıyla CNN Türk kanalını ayarlamıştım. Aklımda zorunlu stajımı yapıp sinema sektörüne yönelmek vardı ama stajımın ilk gününden bugüne kadar aklımdan başka hiçbir iş yapmak geçmedi.

Haber kameramanlığı denince akla omzunda sürekli ağır bir kamera taşıyan ve genelde olayların içinde kalan, çile çeken bir insan geliyor. Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Aslında çok da yanlış değil. Nasıl ki haber spikeri haber ile izleyici arasındaki bağı ilk kuran kişiyse, haber kameramanı da habere konu olan kişi ile haber arasındaki bağlantıyı ilk kuran kişidir. Yani iyi ya da kötü ilk tepkiyle kameraman olarak biz karşılaşıyoruz. Buna kameranın, tripodun ve 4G canlı bağlantı cihazının fiziki ağırlığı da eklenince iş biraz çileye dönüşüyor. Haber denince zaten zor bir şeyden bahsediyoruz. Mesela çok yağmur yağarsa bu bir haberdir. Kar yağarsa ya da çok sıcak veya soğuk olursa da bu bir haberdir. Bu saydığım hava şartlarının hepsinde biz sokaklardayız. Evet, bu işin en büyük çilesini kameramanlar ve muhabirler olarak biz çekiyoruz. Tabi iyi bir şey varsa bunu da en çok ve ilk biz yaşıyoruz. Aslında haber kameramanlığını tek cümleye sığdırmak istersen “Herkesin kaçarak uzaklaştığı yere, koşarak gitmeye çalışan kişi” derim.


Meslek hayatımda buna benzer birçok olay geldi başıma. Benim için en enteresanlarından biri Atatürk Havalimanı saldırısı ve 15 Temmuz CNN Türk baskını olmuştu. 2016’da Atatürk Havalimanında gerçekleştirilen terör saldırısından hemen önce Antalya’daki orman yangınından dönmüştüm. Havalimanından daha uzaklaşmadan saldırı olduğu haberi geldi ve hemen geri döndüm. Havalimanına döndüğümde bir patlama sesi geldi. Daha sonra anladığım kadarıyla ikinci patlamaymış. Ben kamera açık patlamanın olduğu yere koşarken insanlar beni yararak olay yerinden kaçıyorlardı. Ben bunun bile farkında değildim adeta. Tamamen patlamaya odaklanmıştım. Daha sonra çektiğim görüntüleri izlerken olayın vahametini anladım. Başta havalimanı çalışanları ve güvenlikleri olmak üzere neredeyse ezilme riski atlatmışım.

Bu mesleğin iyi ve zor yanları nelerdir?

Zor yanları dediğim gibi zor doğa şartları ve insanlar. Doğa şartlarıyla mücadeleyi bir şekilde çözebiliyoruz ama insanlara dert anlatmak bazen imkânsız oluyor. Çoğu zaman bir haberi oluşturmaktan ziyade insanlarla uğraşmak çok daha zor oluyor.

Muhakkak hayatınızda çok fazla güzel an ve tuhaf olaylarla karşılaşmışsınızdır. Başınıza gelen en ilginç, sizi duygusal veya fiziksel olarak etkileyen olaylar nelerdir?

Bu mesleği yapmaya başladığımdan beri tuhaf birçok olayla karşı karşıya kalmışımdır ve her gün ilginç bir şeyle karşılaşma ihtimalimin güçlü olduğunu bilincindeyim. Tabi bu durumlara eskisi kadar şaşırmıyor ya da kafa yormuyorum. Çok önemli bir şey değilse akşam eve geldiğimde unutmuş bile olabiliyorum. Elbette bazı şeylerin kafanızdan çıkması çok zor oluyor. Mesela çocuklar ve yaşlılar benim hassas noktam. Onlarla ilgili olumsuz bir haber olduğunda o durumdan çıkmam biraz zor oluyor. Mesela sık sık gittiğim Suriye’de, Arakan’da ve birkaç ülkesine gittiğim Afrika kıtasında gördüklerim, yaşadıklarım hafızamdan hiç çıkmazlar. Yani şu olay diye bir şeyi anlatmaya başlarım ama aklıma bir başkası gelir. O yüzden şu olay diyemem hepsini anlatmaya kalksam saatler hatta günler alır.

Haber Kameramanları Derneğine üyesiniz. Oradan bir ödül de aldınız. Biraz bu dernekten ve neler yaptığınızdan bahseder misiniz?

Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nin merkezi Ankara’dadır. O yüzden İstanbul’daki haber kameramanları olarak pek bilgimiz yoktu. Hala başkanlık yapan Aytekin Polatel, başkan seçilince derneği İstanbul’daki haber kameramanları ile birleştirmek istedi. Yardımcısı Ümit Yalman’la defalarca İstanbul’a gelip gittiler. Bu vesileyle biz de dernekle tanıştık. Ben de dahil birçok kameraman üye olduk. Hatta son seçimde ben de yönetimde yer aldım. Şimdi çok daha büyük ve güçlü bir dernek olduk. En önemlisi Mesleki Yeterlilik Kurumuna Haber Kameramanlığını, kameramanlıktan ayırarak ayrı bir meslek olarak soktuk. Bu da her şey yolunda giderse belirlenen mesleki yeterlilik kurallarına uymayanlar haber kameramanlığı yapamayacak demektir. Tabi bu kurallar tamamen eğitim odaklı olacak.

Darbe girişiminin olduğu gece siz evlilik hazırlığındaydınız. Canınız pahasına kameranızı bırakmadınız ve kendinizi tehlikeye atarak çekim yaptınız. O an ne hissettiniz? Aileniz, nişanlınız, arkadaşlarınız aklınıza geldi mi? Yani artık bitti ben öleceğim burada diye düşündüğünüz oldu mu? Tam olarak ne geçti aklınızdan?

Sıcak bir olayda çekim yapıyorsam başka şey benim aklıma gelmiyor. Biliyorum bu iyi bir şey değil. Kendimi kaybediyor da değilim.

Aslında çok dikkatliyimdir. Belki de çok odaklanmaktan oluyor. O gece de böyle oldu. O an aklımda olan tek şey kanalı basan darbeci askerleri görüntülemekti. Sonrasında yakalanınca kamerayı ve o ana kadar çektiklerimi kurtarmaktı. Ve nitekim de başardım. O geceye dair baskında yayınlanan bütün görüntüleri ben çektim. Hep düşünürüm ben çekmeseydim birkaç güvenlik kamerasının sessiz görüntüleriyle anılacaktı o gece. Halen haber girişlerindeki jenerikte o görüntüler döner. Ne yalan söyleyeyim her gördüğümde gurur duyarım.

Darbeden sonra hem tebrikler aldınız hem de eleştirilme durumunuz oldu. Bu sizi nasıl etkiledi?

Ertesi gün olaylar yavaş yavaş normale dönerken insanlar görüntüleri gördüler. Adeta telefonum susmuyordu. Gazeteci olan arkadaşlarım tebrik ediyordu. Kameraman meslektaşlarım gurur duyduklarını söylüyordu. Ama gazeteci olmayan arkadaşlarımsa çok kızgınlardı bana. Böyle bir şeyin doğru olmadığını söylüyorlardı. Tabi, bir bakıma haksız değillerdi. O olay hayatıma mal olabilirdi. Verdiğimiz kararların sonuçları belirler ya hani doğruyu yanlışı. Kötü bitmediği için doğru karar vermiş oldum. Kötü bitseydi kimse iyi yaptı demeyecekti.

Han Şeyhun’a gerçekleştirilen kimyasal saldırı sonrası bölgeye ulaşan ve görüntüleyen ilk kameraman oldunuz. Bölgeye giderken neler hissettiniz? Nasıl bir ortamda kaldınız?

Kimyasal saldırı olduğunda Hatay’da idik. Gazeteci arkadaşım İsmail Umut Arabacı ile birlikte Suriye tarafına kaçak geçerek oraya gitmenin yollarını aradık. Normal şartlarda Türkiye sınırından bölge 3-4 saatlik mesafedeydi. Hem savaşın çatışma bölgesi olması hem de kimyasal saldırının yeni olması risklerimizi arttırıyordu. Yani bize eşlik edecek yerel insanları bulamadık. Bir gece Suriye’de kaldık ve ertesi gün gittik. Aslında orayı çeken ilk kameraman değilim. Tabi yerel kameramanlar çekmişlerdi ama dünya basınından bölgeye ilk giden ve dünyaya gösteren bizdik. Çektiğim görüntüler dünyanın birçok kanalında yayınlanmıştı.

Muhabir İsmail Umut ARABACI (Solda) – Haber Kameramanı Ahmet AKPOLAT (Sağda)

Han Şeyhun’da kaldığınız süre içerisinde neler yaşadınız? Nasıl bir psikoloji içindeydiniz?

Tabi, bölgeye giderken korkmadım desem yalan olur. Saldırı olan hatta devam eden birçok yere gitmiştim. Üstümden savaş uçaklarının geçtiği bile olmuştu. Bir keresinde 200 mt yakınıma uçak bombası bile düşmüştü ama bu kimyasal saldırı olmuş bir yere ilk defa gidişimdi. Kimyasal zehirlerin etkisi devam ediyor olabilirdi. Bölgeye gittiğimizde en büyük tehlikenin savaş uçakları olduğunu anladık. Ve orada bir şey öğrenmiştim, eğer savaş uçağının sesini duyuyorsanız güvendesinizdir. Yani uçak bombasını bırakmış yükseliyor demekmiş. Yani başka bir yeri bombalamış gidiyordur. Bir sonraki saldıra kadar güvendesiniz demektir.

2018 yılında birçok Müslümanın katledildiği yere Arakan’a gittiniz. Orada zor durumda olan Müslümanları çektiniz. Tabi bu durumdan en çok etkilenen çocuklar olmuştur. Bu konu hakkında orada kameraya yansıyan görüntüler haricinde siz neler gördünüz? Orada neler yapıldı?

Orta doğudaki birçok savaş bölgesine gittim. Birçoğunda da savaştan etkilenmiş, göç etmiş insanların yaşadığı yerleri gördüm. Doğruyu söylemek gerekirse bu bölgelerde fiziki olarak en zorlandığın durum pis koku olur. Doğal olarak insanlar temel ihtiyaçları geçtim insani şartları bile bulamazlar buralarda. Arakan sınırında bu durum farklıydı. Yine şartları çok çetindi ama bir farkla. Bölge Muson yağmur bölgesi olduğu için kürekle kazarak bile temiz suya ulaşmak mümkündü. Yani insanlar çok temizdi. Çocuklar temiz sularda oynuyordu. Tabi bu bahsettiğim tek olumlu fark. Diğer her şey savaş bölgelerinde olanla aynıydı. Hatta burada insanlar çok ürkeklerdi. Bu gibi kötü şartlarda olan insanlar zamanla sert görünürler ve hatta saldırganlaşırlar ama burası öyle değildi. Herkes çok ürkek ve çaresizdi. Aklıma geldikçe hala bu durum beni etkiler.

Aslında bakılınca yakın tarihe anbean tanıklık etmiş gözüküyorsunuz. Yaşanan birçok olayın içinde bulunmuş durumdasınız. Sizin için en zoru hangisiydi?

Daha önce dediğim gibi bu konuda sayfalarca yazılabilir. Birini diğeriyle kıyaslayamam. Ama ne zaman böyle bir soru gelse ilk aklıma gelen Soma Maden Faciası oluyor. Orası benim çok aklımda kaldı. Nedeni de gördüklerimi ve yaşadıklarımı en az ekrana yansıtabildiğim yer orasıydı. Galiba bu yüzden döndükten sonra kısa bir belgesel yaptım.

Şu an Küresel bir salgın var. Mesleki açıdan Covid – 19 sizi ve meslektaşlarınızı nasıl etkiledi?

Mesela bu da bir tecrübe oldu. Kaç yaşında olursanız olun, kaç yıllık deneyiminiz olursa olsun bunun gibi bir durum daha önce başınıza gelmemiştir. Birçok şeyi deneyerek öğrendik. Her gün insanlara oraya gitmeyin buraya gitmeyin derken, oraya önce biz gidip halka ‘siz buraya gelmeyin’ diyoruz adeta. Bir şeyi biz yapıyor olduğumuz halde vatandaşa dönüp ‘böyle yapmayın’ diyoruz mesela. Bu durumu hiç mantıklı bulmuyorum tabi ama bu durumda başka çare de yok gibi görünüyor. Bu dönem haber kanallarının yükselişine, gazetelerin ise düşüşüne sebep oldu. Sorumluluğumuz bir kat daha arttı. Hatta yıllardır televizyonlar gazete haberlerini yaparken son dönemlerde gazeteler televizyonda yayınlanan haberleri yapmaya başladı.

Haber Kameramanlığı haricinde Ahmet Akpolat nelerle uğraşır? Nelerden keyif alır?

Aslında işimle hobilerim arasında çok farklar yok. Hobi olarak da fotoğraf ve video çekerim. İzin günlerimde gezmeye gittiğimde bile çekim yapar arşivlerim ki bu durumdan eşim biraz şikâyet eder. Drone ile çekim yapmaktan çok zevk alırım. Evde sıkıldığımda bile terastan drone kaldırır etrafı çekerim ve çektiklerimi sosyal medya hesaplarımdan paylaşırım. Son yıllarda biraz mini tarıma merak saldım diyebilirim. Evimizin terasında mini bir tarım yapıyorum.

Ülkemizde sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde de çalışıyordunuz. O günlerde nelerle karşılaştınız? Sokaklar ne durumdaydı?

Tek kelimeyle paha biçilemezdi. Belki de bu dönemin tek iyi tarafıydı. Özellikle İstanbul’un o iğne atsan yere düşmez yerlerini boş görmek ve oralarda dolaşmak hem biraz buruktu hem de keyifliydi.

Bu meslekte kariyer yapmayı düşünen gençlere neler önerirsiniz? Nereden başlamalılar?

Son yıllarda staj yapmaya gelen gençlerin çoğu hatta hepsi ya spiker olmak istiyor ya da muhabir. Televizyonda sadece onları gördükleri için böyle düşünmelerine anlıyorum ama işin aslı öyle olmuyor. Böyle düşünenlerin çoğu başarısız oluyor. Kısmen başaranların birçoğu da 2-3 sene sonra silinip gidiyor. Herkes her işi yapar. Önemli olan en iyileri bir arada toplamaktır. Şöyle düşünün, bugün ekranlardaki birçok muhabir ve spikeri kaç senedir görüyorsunuz.

Ya da 5 sene önce ekranlarda olanları hatırlıyor musunuz? Ekrandaki sirkülasyon çok fazla ve acımasızdır. Aslında büyük ve iddialı cümleler kurmak istemiyorum. Söyleyebileceğim en önemli söz “seveceğiniz işi yapın” olur. Sevdiğiniz işi yaparsanız başarı ve kariyer kendiliğinden gelir diye inanıyorum. Başkalarının hayatlarına, işlerine bakıp seçiminizi yapmayın. Örneğin bana birçok yöneticim ve arkadaşım muhabir olmam yönünde teklifler sundular ama ben kameramanlığı sevdiğim için yaptığımı söyledim. Ve ben sıradan bir muhabir olmaktansa iyi bir kameraman olmayı tercih ederim.

Çok keyifli bir röportaj oldu. Değerli vaktinizi ayırıp sorularımı cevaplandırdığınız için şahsım ve Sosyal Çene okurları adına çok teşekkür ederim.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency