Skip to content

Barış Acarlı ile Fotoğraf Üzerine

fotografci-baris-acarlı-roportaj-meltem-suzan-cicek-sosyal-cene

1983 yılında Fürth, Almanya’da doğan fotoğrafçı Barış Acarlı, 2006 yılında Ege Üniversitesi Gazetecilik bölümünden mezun olduktan sonra Vatan Gazetesinde çalışmaya başladı. 13 sene bu gazetede foto muhabirliği yapan Acarlı, ağırlıklı olarak röportaj fotoğrafları çekti. Fotoğrafları, Türkiye’de çeşitli yayın organlarının yanı sıra Washington Post, Foreing Policy, Le Monde, Vogue Amerika’da yayımlandı. Redbull contentpool fotoğrafçısı olan Barış Acarlı, Netflix ve Getty Images’a da hizmet veriyor. Şu anda serbest foto muhabiri olarak meslek hayatını sürdüren Barış Acarlı ile fotoğrafçılık üzerine röportaj gerçekleştirdik.

Fotoğrafçı olmaya nasıl karar verdiniz? Yeteneğinizin olduğunu ilk nasıl keşfettiniz? Üniversiteden önce bir fotoğrafçılık geçmişiniz var mıydı?

Babamın Zenit marka fotoğraf makinesiyle başladım gibi gereksiz bir cevap vermeyeceğim. Eğitim sisteminin yönlendirmesi diyelim. Sonrasında yeteneklerin belirlenmesi ve şekillendirilmesi ile bulunduğum noktaya geldim.

Akıl hocam dediğiniz biri var mı hayatınızda? Ya da idolleriniz?

Akıl hocası olarak değil ama beni diğer meslektaşlarımdan ayrı kılan bir şey olduğuna inanıyorum. Bu da üniversite eğitiminin yanı sıra usta çırak ilişkisi olarak bir kadın foto muhabiriyle çalışmak beni farklı etkiledi. Estetik anlayışımın şekillenmesinde Gamze Kutluk’un payı büyüktür. Ben ilkokul birinci sınıfa giderken kendisi Birinci Körfez Savaşı’nda Irak’ta fotoğraf çeken biridir.

Hangi başarınızla gurur duyuyorsunuz?

Hiçbir başarımla gurur duymuyorum aslında duyarsam başarıya doymuş olurum. Kırk yaşıma yaklaşmama rağmen hala açım. Hala daha iyisi yapılabilir düşüncesindeyim.

Fotoğrafçılık mesleğiniz olduğu için muhakkak bir noktada çekim yapmak sizin için sıradanlaşıyor olabilir. Her insanın mesleğini icra ederken de olsa çalışma hissiyatından sıyrılıp eğlendiği anlar olmuştur. Size hangi işler böyle hissettiriyor? Hangi tür fotoğrafları çekmekten daha fazla keyif alıyorsunuz?

Konser fotoğrafları çekmekten keyif alıyorum. Sebebi yaratıcılığın tamamen sizin elinizde olması ve fotoğrafı çekilen kişinin yüzünde bir maske olmaması. Fotoğraf makinesini kaldırdığınız anda insanlar yüzlerine bir maske takarlar. Kendilerine çeki düzen verip nasıl güzel çıkacağını düşünürler. Müzik yapan kişi o maskeden arınmış o anı yaşayan kişidir.

Foto muhabirlik yaptığınız dönemde başınıza gelen ilginç veya unutulmaz anlarınız olmuştur. Aklınıza geldiğinde yüzünüzde tebessüm oluşturan veya hatırladıkça hala size komik veya tuhaf gelen deneyimlerinizi paylaşır mısınız?

Uzman olduğum nokta röportaj fotoğrafları olunca çok enteresan şeylerle karşılaştım diyemiyorum ama alkolü fazla kaçırıp kendi köpeğini yalayan ünlü birini çekmiştim. Bir kadın oyuncuyu fotoğraflarken yanında telefonu olmadığı için babasının vefat haberini kısmen de olsa vermek zorunda kalmıştım. Bunun yanı sıra izinsiz fotoğraf çektiğim için paşakapısı cezaevine alınıp tartaklandım. Iğdır’da sınırda termal kameraya yakalanıp göz altına alındım. Foto muhabirliği keyifli ve renkli bir meslek. İlginç olarak adlandırabileceğim günler yaşattığı da oluyor. Mesela sabah İstanbul müftüsünü fotoğraflayıp oradan çıkıp Türkiye güzelini çekmiştim. Ya da Nişantaşı’nda limuzinin içinde şampanya kadehli insanları çektikten sonra Kuştepe’ye gidip gecekondularda yaşayanları fotoğraflayabiliyorsunuz.

Çalışmalarınızı düzenlemek için çok zaman harcıyor musunuz?

Fazla zamanımız olmuyor açıkçası zaman kıymetli. Çektiklerimin yarısına yakınını hiç müdahalesiz teslim etmekteyim. Bu da çekim sırasında sıfıra yakın hata ile çekme zorluğunu yaşatıyor. Örnek olarak bir pr şirketine çalışıyorsunuz ve çektiğiniz fotoğraflar ulusal gazete ve dergilere servis edilecek, o zaman hemen servis edilmesi gerekiyor. Hata payınızı sıfıra yakına indirmeniz gerekiyor.

Olmazsa olmazımdır dediğiniz ekipmanlarınız nelerdir? Makine ve lenste öncelikli tercihiniz hangi markadır ve niçin?

Geçmişte olsa şu lens bu lens derdim fakat çağımız hız çağı oldu. Bu yüzden sd kartı telefonla bağlantı kuran kart okuyucusu için olmazsa olmaz diyebilirim. Makinenin wifisini kullanmak taraftarı değilim, pili azaltıyor. Canon 5d Mark IV kullanıyorum. Prime lens kullanma şansım çok olmuyor. Skalası geniş lensler hayat kurtarıyor. 16-35mm f2.8, 70-200 f2.8, 24-70 f2.8 lenslere sahibim. Bir de 2x convertorum var.16 mm’den 400 mm’e kadar her şeye hakimim, öncelikli tercihim çekilecek işe göre değişmekte.

Fotoğraf stilinizi tek cümleyle tanımlar mısınız?

Temiz ışık, sıfıra yakın gölge ve amacına uygun olması

Yeni bir marka için yaratıcı bir projeye başlarken araştırma süreciniz oluyor mu? Yoksa sektör ve marka ne olursa olsun doğaçlama mı çalışırsınız?

Doğaçlama değil de maalesef markaların istediği fotoğrafları çekmek zorunda kalabiliyoruz. Başkasının istediği fotoğrafı çekmek can sıkıcı olabiliyor.

Serbest çalışmanın iyi ve kötü yanları nelerdir?

Türkiye’de serbest çalışmak oldukça güç fakat siz zamanında insan biriktirdiyseniz ve işinizi iyi yapmaya çalışıyorsanız bu zorluk kalmıyor. Ulusal gazetelerin ve dergilerin tek yaptığı şey emek sömürmek, günde 6-7 fotoğraf çekimine gittiğimi bilirim. Çoğu zaman ne çekileceğini, kimi çekeceğimizi gittiğimizde öğrenirdik. İşin kalitesinin düşmesi tabii ki normal oluyor. Fakat serbest çalıştığınızda hangi işi kabul edip etmeyeceğiniz size kalıyor. Daha özenli bir şekilde, öncesinde kafa yorarak çekim yapıyorsunuz. Maddi olarak da getirisi de bir yere bağlı olarak çalışmaktan çok daha iyi.

Fotoğrafçı olmanın insana kattığı faydalar nelerdir?

Fotoğrafçı olmak demeyelim de fotoğraf çekmek diyelim. Ben foto muhabiriyim, fotoğrafçılar gözüne güzel geleni çekerler. Foto muhabirler kendilerinden istenileni çeker. Hayat akıp giderken detaylara gözünüz takılır, çevrenizi daha geniş açıyla görürsünüz.

Kısa ve uzun vadede hedefleriniz nelerdir? Hiç sergi açtınız mı?

Bir hedef koymak zor, şöyle olacağım böyle olacağım diyemiyorsunuz. Türkiye’de yaşıyorsanız kariyer planlaması bir yerden sonra sıkıntılı oluyor. Yirmi yıl foto muhabirlik yapan insanlar yeri geliyor video çekmeye başlıyor. Fotoğrafın ticari olarak tüketilmesi noktasında oldum hep, boş dergi ve gazete sayfalarını doldurdum. Gezi olayları sonrasında özgür gezi adlı bir karma sergiye katılmıştım.

Baskı altında çalışırken kendinizi nasıl motive edersiniz? Stresli ortamda çalışmak çektiğiniz karelere yansır mı?

Baskıyı stresi üstüme almamaya, düşünmemeye çalışıyorum. Sadece fotoğrafa odaklandığınızda halloluyor, el kendi çekiyor.

Duygusal tarafınız mı daha baskındır mantıksal yönünüz mü?

Eskiden duygusal tarafım ağır basardı. Artık kişisel olarak ruhsuzlaştım, nasır bağladım sanırım.

Keşke ben çekseydim dediğiniz bir fotoğraf var mı?

Henri Cartier Bresson ve Ara Güler’in Kanlıca yoğurt yedikleri fotoğrafı çekmek isterdim.

Fotoğrafçı olmasaydınız muhtemelen hangi mesleğe sahip olurdunuz?

Dövme sanatçısı olmak isterdim. İnsanlar sizin ürettiğiniz bir şeyi taşıyorlar, güzel bir şey.

Fotoğraf alanında kariyer yapmak isteyen öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Fotoğrafın hangi dalını seçeceklerine karar versinler. Medyada mı çalışmak istiyorlar yoksa moda, yemek vs. konularına mı yönelmek istiyorlar. Türkiye’de işlerinin kolay olduğunu söyleyemem. Gözlerini eğitsinler yani çok fotoğrafa baksınlar, fotoğraf makinesini asla manuel mod dışında kullanmasınlar çünkü makineleri artık 10 yaşında çocuğa da verseniz otomatikte fotoğraf çekebilir. Birilerinin gelip sen iyi fotoğraf çekiyorsun gel bizimle çalış demesini beklemesinler, kendi şanslarını kendileri yaratsınlar, şartları zorlasınlar.

Instagram gibi fotoğraf paylaşım tabanlı sosyal medya platformları ve fotoğraf düzenleme- filtre uygulama programlarının sektör olarak fotoğrafa etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Instagram fotoğrafa yapılmış en büyük kötülüktür. Fotoğraf hızlı tüketim malzemesi oldu. Sizin 6-7 saat çekmek için uğraştığınız, emek verdiğiniz bir fotoğraf bir parmak darbesiyle geçiliyor ya da beğeniliyor. Telefonların ve uygulamaların gelişmesi, bireylerin yaptığınız işe saygısını yitirmesine neden oldu. Çünkü bende çekiyorum ne var ki gibi bir mantık ortaya çıktı.

Eklemek istedikleriniz var mı?

Türkiye’nin ilk kadın savaş foto muhabiri Semiha Es’i çekmeye gitmiştim. Kendisini elinde fotoğraf makinesiyle çekmek istemiştim. Makinesini sorduğumda ‘Bilmem oğlum, almıştır biri’ demişti, çok üzülmüştüm. Semiha hanıma apartman görevlisi bakıyordu ama öldükten sonra adına sempozyumlar düzenlendi. Yaşarken kıymetini bilemediğimiz bir isimdi. Hala öyle isimlerin var olduğunu biliyorum mesela Ergun Konuksever, hayattayken kıymet bilmeliyiz.

Kıymetli vaktinizi ayırıp sorularımı titizlik ve samimiyetle yanıtladığınız için hem şahsım hem İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa öğrencileri adına teşekkür ediyorum.

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.