Skip to content

Din, Tarikat, Eğitim: Modern Skolastik Düşünce

Ramazan ayının başlaması ile birlikte her zaman olduğu gibi yine dinî konular zihnimizde dönüp durmaya başladı. İtikat, iman, dinin esasları, farzlar, sevaplar, günahlar… Tanrı, insan ve din üçgeninde her şeyi değerlendirdiğimiz bu dönemde ben de eğitim ile dinin bağlantısını değerlendireceğim.

Modern Çağın Skolastik Düşüncesi

İslam dini okumaya, çalışmaya, araştırmaya ve öğrenmeye çok büyük bir önem gösterir. Gelen ilk vahyin “oku” ifadesi ile başlaması, Medine’de mescidin bitişiğine “Suffe” adı verilen dersliklerin inşası, Bedir Savaşı sonrasında esirlerin on kişiye okuma-yazma öğretmesi koşuluyla serbest bırakılması, ilim öğrenme üstüne peygamberin hadisleri ve sahabenin sözleri bunun bazı örneklerini teşkil eder. Nitekim, yüzlerce yıl Müslümanlar bu öğretilere uygun olarak yaşamışlardır. Son üç yüz yılda ise ilmî anlamda duraksama ve dünyanın gerisinde kalma gözlenmektedir. Günümüze baktığımız zaman ise durum her zamankinden daha da vahimdir.

Dünya üzerindeki birçok İslam ülkesinde tarikatlar ve cemaatler etkin konumdadırlar. Geçtiğimiz yüzyılda çeşitli etkenler ile dinî baskı altında bulunan insanların bu tarz yapılara ilgisi artmıştır. İnsanların toplumsal yaşantıya, ticari ilişkilere, siyasete ve aile hayatına bakış açısını etkileyen bu tarikatlar, elbette eğitim ve bilim konusundaki fikirleri de etkilemektedir. Ne yazık ki birçok tarikat, İslam’ın eğitime dair bakış açısına sahip değildir. Eğitim hassasiyetine sahip olmayan bu tarikatlarda Ortaçağ Avrupasında görülen skolastik düşünceye benzer bir zihniyet bulunmaktadır.

Bahsettiğim bu tarikatlar, okul okumadan ve araştırma yapmadan büyük bir ilme sahip olunabileceğini savunurlar. Eski cemaatlerin uzantıları olan bu yapılar, kendilerine has bir bilimsel yöntem de geliştirmişlerdir. Bu yönteme göre kendi öğretilerine uygun olan ve geçmişte yaşamış kişiler tarafından yazılan eserler mutlak doğrudur ve bunları kaynak edinenler de doğru olacaktır. Yazılmasının üzerinden yüzyıllar geçmiş bu eserlerin ve yazarlarının sorgulanmasına asla izin vermezler. Halbuki İslam dinine göre söyledikleri sorgulanmayacak seviyede doğru olanlar yalnızca peygamberlerdir. Çünkü peygamberler, mutlak masumiyet ve hakkaniyet sahibidirler. Günümüze baktığımızda ise toplumumuzun bu gerçekten uzaklaştığını çok net görüyoruz.

İlim, İlim Bilmektir

Tarikat liderlerinin ve içerisinde yer alan diğer vaizlerin sözlerinin sorgulanması kesinlikle yasaktır çünkü onlar Allah’ın kelamı ile konuşmaktadır. İnsanımızın zihninde sorunun başladığı kısım tam olarak da burasıdır. Bir insanın Kuran üzerine konuşması, kendisini takip eden bir cemaatinin olması ve karşı fikirdeki cemaatlere reddiyeler yazıp yayınlaması her konuda fikir beyan edebileceği anlamına gelmez. Bu insanların özellikle bilimsel konular üzerine yaptıkları yorumların çoğu günümüzde geçerliliği olmayan ve yanlışlığı kanıtlanmış düşüncelerdir. Bu düşüncelerin geçmişte yaşamış büyük isimlere dayandırılarak kanıtlanmaya çalışılması ise büyük bir yanlıştır.

Geçmiş dönemde yaşamış olan alimler birçok alanda eğitim almışlardır. Birçoğu matematik, astroloji, tarih, tıp ve hendese ilimlerine sahip olan bu insanlar, yaşadıkları dönemin teknolojik gelişmelerinin el verdiği ölçütte araştırmalarını yaparak sonuca ulaşmışlardır. Ulaştıkları bilgilerin doğru olanları kadar yanlışlığı kanıtlanmış olanları da vardır. Onların yaşadığı bu durumun içinde asla art niyet aranmamalıdır. Çünkü onlar yaptıkları araştırmalar sonucunda fikirlerini söylemişler ve gelecek nesillere bunları doğrulayarak ya da çürüterek daha da ileri gitme görevini bırakmışlardır.

Bana kalırsa günümüzün teknolojik şartlarında yanlışlığı ispatlanmış bilgileri savunmak ve insanlara aktarmak ise ya büyük bir cahillik ya da büyük bir art niyet taşımaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalar ve bilim insanları ile dalga geçilmesi, bunların itibarsızlaştırılmaya çalışılması ise benim nezdimde art niyetli olunduğu ihtimalini arttırmaktadır. Tarikatların insanların üzerindeki etkisini bu yönde kullanması, İslam toplumunun öğrenmeye ve keşfetmeye uzak kalmasına sebep olmuştur.

Şeytan İşi Buluşlar!

Gayrimüslim toplumların ve bilim insanlarının yaptıkları keşifler ve buluşlar son yüzyıllarda bilimin bel kemiğini oluşturmaktadır. Müslüman toplumların geçmişte yaşadıkları bilimsel durgunluk, günümüzde bilime küskünlüğe dönüşmüştür. Yapılan icatlar, araştırmalar ve buluşlar “kafir işi” olarak tanımlanmaktadır. Tarikatların etkisi ile insanların okullardan ve bilimden uzaklaştırılması sağlanmıştır. Eğitim kurumları dine uygun değil denilerek itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Bu bakış açıları İslam’a göre doğru değildir. İlim ve bilim insanlara değil Allah’a ait olan kavramlardır. Yapılan her araştırma, ulaşmamıza izin verilen yeni bilgilerin kapısını açmaktadır.

Üretilen yeni teknolojilere ve bilgilere dinde yeri yokmuşçasına bakılması büyük bir hatadır. Bir bilim insanının gayrimüslim olması onun ulaştığı bilginin yanlış olduğu manasına gelmemektedir. Yanlış olan kısım onun bahşedilen bu bilgiyi yanlış yönde yorumlaması ve kullanmasıdır. Örneğin Mars’a ulaşmayı başarırlar ise ulaşacakları bilgiler doğru olacaktır ancak bu bilgiler sayesinde Dünya yok olduğunda Mars’a ve başka gezegenlere giderek yaşamı sonsuza kadar devam ettireceğimiz düşüncesi İslam’a göre yanlıştır. Gayrimüslimlerin kendilerine ait olan düşünceler sebebiyle onların keşfettikleri bilgilere uzak durmamız ve o alanlarda hiçbir çalışma yapmamamız kabul edilebilir bir şey değildir.

“Çin’de de Olsa Gidip Alınız”

Muhammed Peygamber “İlim Çin’de de olsa gidip alınız.” demektedir. Burada insanlar her zaman ilim öğrenme yolunda mesafeler göz ardı edilmelidir sonucuna varmaktadır. Bana kalırsa bu hadisten çok daha büyük bir sonuç çıkacaktır ki o da gayrimüslimlerden de olsa ilmi almamız gerektiğidir. Çin, günümüzde olduğu gibi o dönemde de çoğunluğunu gayrimüslimlerin oluşturduğu bir ülkedir ve peygamber buna rağmen Çin’i işaret etmiştir. Dikkat çekilmek istenen yalnızca mesafe olsaydı dönemin şartlarında ulaşımın zor olduğu Müslüman bir bölge zikredilirdi. Bu yüzden İslam’ın ilme bakışını şu şekilde özetleyebiliriz: Nereden ve kimden olursa olsun doğrusunu öğren ve bunu doğru yolda kullan.

Toparlamak gerekirse gerçek kurtuluşa ancak arayarak ulaşılmaktadır. Geçmişlerin arayarak ulaştıklarına güvenmek ve ötesine gitmeye çalışmamak yalnızca felakete yol açacaktır. Allah’ın verdiği aklı kullanmamak nimetlerin en büyüğünü ziyan etmek olacaktır. İnsanlığa öğrenme izni verilen ilimleri tahsil etmemek ve buna bahane olarak gayrimüslimleri göstermek cahilce bir iştir. Allah mutlak adaletli olandır ve her zaman çalışana verecektir. Verilen nimetleri doğru yorumlamak ve hakkıyla kullanmak ise iman sahiplerinin yapacağı bir şeydir. Bir Müslümanın yapması gereken her zaman bilgi nimetinin peşine gitmektir. Doğruyu kimin nerede söylediği mühim değildir, önemli olan bizim bu doğru ile ne yaptığımızdır.

Bilgiyi reddederek yalnızca iman ile doğruya ulaşılacağını düşünmek Allah’ın nimetlerinden yüz çevirmektir. İnananlar ile inanmayanlar bir olmadığı gibi bilenler ile bilmeyenler de bir değildir. Bir Müslümanın vazifesi hem inanan hem bilenlerden olmaktır.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency