Skip to content

İnsanın Kendine Yabancılığı Hakkında Konuşmalarım

dogukan-yasin-ben-kimim-psikanaliz-kisisel-gelisim-mahzi-adalet

Birbirimizi ayrıştırmaktan, kendimizi tanıma imkânımız olmadı. Bu fırsatı, bu olgunluğu, bu erdemi kendimizde bulmayı hüner edinemedik. Şu örneklendirmeyi yaparak durumun vahametini gözler önüne sermekte fayda olduğuna inanıyorum. Bir evde yaşıyoruz, aynı çatıyı paylaşıyoruz ama aynı çatı altında oturduğumuz aile üyelerimizin isimlerini bilmiyoruz. Nelerden hoşlandıkları, nelere kızdıkları, nelerle mutlu oldukları hakkında fikrimiz yok. Ne kadar acı ve sıkıntı verici bir husus değil mi?

İstisnasız hepimiz çözülmeyi bekleyen bir muamma taşıyoruz içimizde. Bunu çözmenin tek yolunun, kendi özümüze inmek olduğunun hala farkında olmayışımız ket vuruyor birçok hususa ve önüne geçiyor bütün değerlerimizin. Kendi özümüz acı geliyor bize. Çünkü kendi kendimize acı vermekten mutlu oluşumuzun geçerliliği ve gerçekliliği yadsınamaz. Kendimizi görmezden gelmelerimiz, aynalarda kendi suretimize birkaç saniyeden fazla bakmaya tahammülümüzün olmaması, sürekli çevreyi eleştirirken, özeleştiriden kaçarcasına uzaklaşmalarımız ve kendi gerçekliklerimizle karşı karşıya gelmek istemeyişimiz; kendimizi özümseyemediğimizin, tanıyamadığımızın ve en acıklısı kendimize düşmanlığımızın en önemli belirtileri değil mi?


Etrafa pür dikkat kesilip, erketede avını bekleyen bir aslan gibi çevreyi teftiş edip açıklar aramamızın müsebbibi de bir nebze bu durum olsa gerek. Zira bütün işimiz gücümüz, bir kenara çöküp; sabahtan akşama kadar bizimle aynı fikirleri barındırmayan, bizden olmayan, bize yakın sayılmayan, kısacası bize tamamen zıt olan ne kadar unsur, etken, insan, düşünce varsa hepsini yaftalamak, ötekileştirmek, karalamaktan ötesi değil. Üstümüze bulaşan çamura bakmadan, ötedeki insanın kılık kıyafetini eleştirmek, trajikomik durumlar yaratır.

Bizden olmayan kişilerin ne dediği ne anlatmak istediği, nasıl bir kişilik yapısına sahip olduğunun hiçbir önemi yoktur ön yargılarımız karşısında. O, kendisini ne kadar anlatmak istese de sarf ettiği bütün cümleler, ön yargının duvarlarına çarpıp dışarıya düşer. Algılarımız kapalı, idrakimizin kapıları kilitli. Kulağımızın bir tarafı duyuyor duymasına da diğer taraftan aşağıya düşüyor bütün sözler. Doğru yalnız bizizdir. Ve yalnızca bizden olanlar doğru ve dürüsttür. Bu sezi pişmanlık ve yalnızlık doğurur. Gerçekler bir tokat gibi yüze inerken, ağlamalarınız, bağırmalarınız ve yakarışlarınızın samimiyeti, samimiyetsiz olarak algılanır. O muameleye mazhar olursunuz.

Bu kitlelerin en kolay kaçış yollarından birisi de iftira atmak veya birtakım şeyleri çarpıtma usulüyle dile getirerek bünyesinde bulunduğu gruba, örgüte, kuruma, yapılanmaya şirin görünmektir. Bunu yaparken bir şeyin farkında olmamaları üzücü gerçekten. O da şudur ki erdemlerini, şereflerini, onurlarını bu eylemle satışa çıkarırlar. Zira bu yığınların kendilerine has bir mefkûresi, ilkeleri, ideaları yoktur. Devir değiştikçe farklı şekiller alır, isimler değiştikçe bu kitlelerin fikirleri de otomatik olarak değişir. Her kalıbın şeklini çok kolay alarak, o kalıbı hemen benimsemek gibi marifetleri de mevcuttur. Farklı fikirler, görüşler, yorumlar, düşünceler olmaktansa, tekdüze olup, herkesin birbirlerine benzemeleri, aynı hedef uğruna mücadele vermeleri bunların vazgeçilmez görüşlerindendir aynı zamanda. Ve bu tip yığınlar, kendi kendilerini yönetemediklerinden, her zaman başlarında onları komuta eden bir yönetici, niteliksiz de olsa bir çoban bulunması hayati önem taşır. Bunun sebebi insanın kendisini tanıyamamış olmasıdır.

Kendinin farkında olan, düşüncelerini bir kalıba sığdırmak yerine o kalıbı ve o kalıbı oluşturan kitleleri eleştirmek ve yok etmek adına eylem ve söylemlerde bulunan, sürekli kendisini geliştiren, kendi görüşünden fazla, doğru bulmadığı fikirler hakkında bilgi sahibi olan insanlara kafamızı çevirirsek bir de göreceğiz ki tam bir ütopyada yaşıyorlar. Hayatları bir nizam-intizam çerçevesinde. Yaşamlarını idame ettirdikleri bölgelerde birçok sistem oturmuş ve bundan sonraki dönemlerde de mevcut sistemin üzerine konularak yeni bir yaşam vadisi imar ediliyor. Adalet, hukuk olması gerektiği gibi. Eğitim sistemi diplomaya endeksli değil; nitelikli bireyler yetiştirmek adına kurulmuş. Böyle bir mekanizmanın içerisinden yetişen kişiler, bırakın kendi özüne acı vermeyi, kendisinden olmayanlarla da barışıktır. Kavram karmaşaları yaşamak yerine, mevcut kavramlara yenilerini ekleyerek, yaşamı daha da kolaylaştırırlar. Kendilerini (birey olarak) yönetmeleri için bir çobana yahut yöneticilere de ihtiyaçları yoktur. Haksızlığa, adaletsizliğe, kanunsuzluğa göz kapayıp kulak tıkamak yerine bunun müsebbibi olanları rezil etmek için ellerinden geleni yapıp, düzensizliğin bir düzen kurmasına engel olurlar.

Biz mi? Biz ise uzak tepelerde yalnızlığımızla oturup, onların ütopyasında yaşamayı hayal ederiz.

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

4 Yorumlar

  1. Böyle insanın kendini ve kişiliğini tanımlayan yazıları çok seviyorum. İnsanın kendi benliğini ve özünü daha iyi anlama ve tanıma fırsatı sunuyor. İnsanın içsel dünyasında ‘mantığı mı daha önce geliyor yoksa duyguları mı‘ tartışması yaşatıyor. Yazıyı çok beğenerek okudum umarım böyle yazıların ve denemelerin daha fazla devamı gelir.

  2. Ne kadar da haklı bir düşünce. Aynı çatı altında yaşayan insanların bile birbirinden bi haber olduğu şu dünyada hep bir başkasına atılan çamur ya da başkası gibi olma isteği. Sahi biz kimiz? Ben kimim? Oysa binlerce papatya arasında bir gül açsa o çekmez mi dikkati? Sahi ne zaman gül olacağız onca papatya arasında? Ne zaman ön yargılarımızı bir kenara bırakıp karşınızdakileri anlamaya çalışacağız?

    Yüreğine, kalemine sağlık ne güzel anlatmışsın. Güzel düşüncelerinle daha çok buluşmak dileğiyle..

  3. Yine bizi birden fazla gerçekle yüzleştiren bir bakış açısı… Açıkçası kaybettiğimiz benliğimizle mi, ‘değersizleştirilen’ değerlerimizle mi, her şeye ama her şeye (!) sağladığımız çok hızlı ‘uyum’la mı yoksa birilerinin tüm bunlara rağmen yol alabilmesiyle mi başlasam bilemiyorum… Söylenecek birçok söz, içimizde biriken bir sürü duygu var aslında şu anda bizi bu yanlışlara sürükleyen; belki de bilmeden belki de farkında olacak kadar kendimizde olmadığımız durumlar içindeyiz. En değerli varlığın aslında ‘kendimiz’ olduğunu anlama fırsatı bize bu yaşamda nasip olur mu bu da muamma. Birileriyle ya da bir şeylerle boşa vakit harcamak yerine kendisine değer katan bireylerin başarılarını eleştirmek elbette oturduğu yerden kahramanlık yapanlara kalıyor; çünkü buna vakit harcayacak kadar boşlar. Bomboşlar… Ufacık bir meşgalesi olanın bir başkasının ağacını taşlayacak kadar ölü vakti kalmıyor maalesef, küçük – büyük demeden atacağımız adımlar bize bağlı. Bir şiir okumak, bir kitap sayfasında kaybolmak, kendini bir resmin renklerine kaptırmak, kendi ekmeğinin peşinde koşmak, kendi minik bahçesini dört duvarın arasında inşa etmek… gibi ‘iç’imize döneceğimiz herhangi bir yol keşfetmek… Yapmamız – bulmamız gereken şey tam olarak bu. Yaşam herkes için kendi çapında zordur illaki; o yüzden hem kendimiz hem başkaları için bunu daha da zorlaştırmamak, kendi yanlış tercih ve kararlarımızın etkisini yansıtmamak adına ve bunu gerçekten yapabilenlerin de ‘insan’ olduğunu unutmadan, velhasıl kelam çok geç olmadan bir içimiz – sadece bize mahsus bir ruhumuz olduğunu hatırlayabilmek umuduyla…

  4. Bu tarz deneme yazıları çok hoşuma gidiyor. Çok güzel işlere imza atılıyor. Dilerim devamı gelir


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.