Skip to content
serguzest-romani-sami-pasazade-sezai

Köleliğe Karşı Bir Eleştiri: Sergüzeşt Romanı İncelemesi

Kelime anlamı olarak “macera” manasına gelen Sergüzeşt romanı, Samipaşazade Sezai tarafından yazılmış ve Tanzimat Dönemi’ne ait bir eserdir. Eser, 1888’de yayınlanmıştır ve Samipaşazade Sezai’nin tek romanıdır. Bu yazımda Sergüzeşt romanına kısaca bir göz atacak ve ana hatlarından bahsedeceğim.

Eser, Türk edebiyatında realizm etkilerinin görüldüğü ilk romandır ve bu yüzden Türk edebiyatında romantizmden realizme geçişte bir köprü olarak kabul edilir. Üslup ve teknik bakımından ise mükemmele yakın olarak değerlendirilir.

Bu roman, II. Abdülhamit döneminde yazılmıştır. Yayınlandıktan sonra eserde ele alınan kölelik ve özgürlük temaları, yazarın hükümet tarafından göz hapsinde tutulmasına ve daha sonra göz hapsinden kurtulabilmek amacıyla 1901’de Paris’e kaçmasına neden olmuştur.

Sade Bir Dil, Başarılı Mekân Betimlemeleri

Sergüzeşt’in dili ve üslubu, betimlemeler yapılırken ve bazı yerlerde ağırlaşsa da genel anlamda sadedir. Eserde çeşitli mekân tasvirlerine yer verilir. Betimlemeler yapılırken yazar, okuyucuyu sıkmayacak şekilde en küçük ayrıntıyı bile ihmal etmez.

Mekanlar için betimlemeler fazlasıyla kullanılmıştır. Kitabın ana kahramanı Dilber’in İstanbul’a gelişiyle İstanbul tanıtılmıştır. Hikâyenin devamında Dilber’in esir olarak gittiği evler de birer birer betimlenmiştir. Son olarak da Mısır’da bulunduğu yer betimlenmiştir. Kitap bu haliyle yer ve mekân betimlemeleri ile göze çarpan sanatsal bir özelliğe sahiptir.

Döneme Işık Tutan Bir Konu

Esaret konusunu ele alan ve bir paşazade ile esirin uygun görülmeyen aşkını anlatan kitabın kahramanı, Kafkasya’dan getirilip konaklarda halayık olarak çalıştırılan Dilber’dir. Roman; halkı eğitmeyi, çağın gerisinde kalmış kurumları ve düşünceleri değiştirmeyi amaçlayan Tanzimat Dönemi düşünce sisteminin kölelik kurumuna yönelttiği toplumsal bir eleştiridir.

Bu romanda genel olarak esir ticareti, sosyal sınıflar arasındaki dengesizlik, terbiye meselesi, geleneklerin sosyal hayata etkileri başlıca unsurlardır.

XIX. yüzyıl sonu Osmanlısında hâlâ sürmekte olan insan ticaretinin etkilerini ustaca anlatan yazar, devrinin sosyo-kültürel yapısına da ışık tutar.

Kafkasya’dan İstanbul’a esir olarak getirilen Dilber, henüz 9 yaşında küçücük bir çocuktur. Esir olarak Mustafa Efendi isimli bir memura satılır ve karısı, Dilber’in hayatını ona zindan eder. Hanımının ettiği hakaret ve işkenceler gün geçtikçe Dilber’i umutsuzluğa daha da sürükler.

İşkencelere daha fazla dayanamayan Dilber, bir gün kaçmaya karar verir ancak kaçıp biraz uzaklaştıktan sonra küçük bedeni onu daha fazla taşıyamaz ve bayılır. Dilber’i en sevdiği arkadaşının büyükannesi bulur. Kendine gelene kadar ona bakarlar. Dilber kendine geldiğinde bütün olan biteni anlatır ve onu hanımına geri göndermemeleri için yalvarır. Arkadaşı Lütfiye’nin verdiği cevap ise fazlasıyla masumdur: “Ben seni burada dolaba saklarım, seni kimse bulup götüremez.”

“Bir çocuğun bir çocuktan yardım isteyişini, diğerinin insan sevgisine açılmış olan o küçücük, o saf kalbiyle tek kurtuluş çaresi olarak söylediği, ‘ben seni dolaba saklarım’ yolundaki masum vaadini işitmek ne dokunaklı şeydir!”

— Sergüzeşt Romanından

Bu küçücük çocukların en mutlu, en özgür olması gereken yaşlarda konuştukları konunun esaret oluşu ise bir hançer gibi yüreğimize saplanmaktadır.

“Zavallı çocuklar! Sizin o mini mini elleriniz eski Asya vahşetinin kullandığı ve birkaç asırdan beri insanlığın ağır yükü altında inlediği esaret zincirlerini kırmak için değil, belki kendiniz gibi küçük kuşları, güzel çiçekleri okşamak içindir.”

— Sergüzeşt Romanından

Lütfiye’nin büyükannesi ne kadar uğraşsa da Dilber’i kötü kalpli hanımından kurtaramaz. Ancak daha sonra tayini çıkan Mustafa Efendi, Dilber’i satar. Dilber, paşa konağına düşer ve buradaki ailenin ona daha iyi davrandığını görür.

Burada, ailenin genç ve Avrupa’da eğitim görmüş oğlu Celal Bey ile aralarında bir aşk kıvılcımlanmaya başlar. Ne yazık ki bu durumda Dilber’i satın alan ailenin, yani Asaf Paşa ve Zehra Hanım’ın o kadar da iyi olmadığı gerçeğiyle karşılaşırız. Zehra Hanım’ın hor gördüğü esirlere ve aklından geçen düşüncelere şahit oluruz. Zehra Hanım’ın düşüncesi “davul bile dengi dengine” sözüyle açıklanabilir ve her fırsatta bu düşüncesini dile getirmekten çekinmez.

Öte yandan “asaleti zenginlik ve sosyal mevkide değil, güzellik ve kalp saflığı”nda arayan Celal Bey, bu düşünceleri ile geleneksel yapıya tezat teşkil eder. Dolayısıyla sahip olduğu sosyal statüye aykırı bir tablo çizer. Celal bey Dilber’in aşka eğilimli hassas yönünü ortaya çıkarırken aynı zamanda mevcut sosyal yapıya karşı çıkışın da örneğini gösterir ancak alışılmış olanı değiştirmeye yönelik tavrı, karşısında geleneksel yapıyı şiddetle korumaya kararlı bir güç bulacaktır. Burada Asaf Paşa ve Zehra Hanım, son dönem Osmanlı toplumunu temsil etmektedir.

Celal Bey ile Dilber’in ilişkisini öğrenen Zehra Hanım oğlunun bir köleye aşık olduğu düşüncesini kaldıramaz ve derhal Dilber’i satar. Bunu öğrenen Celal Bey, üzüntüsünden kahrolur ve hastalanır, her yerde Dilber’i arar. Annesi oğlunun bu haline dayanamaz ve pişman olur ama çok geçtir. Dilber artık Mısır’da bir esirdir. Celal Bey sayesinde tattığı huzur duygusundan eser kalmamıştır ve yine acı çekiyordur.

Mısır’daki efendisinin haremine girmek istemeyen gururlu Dilber, cezalandırılır ve hapsedilir. Burada bulunan harem ağası Cevher, Dilber’e acır ve aynı zamanda ona aşıktır. Kaçması için Dilber’e yardım eder ancak ne yazık ki kendisini kurtaramaz. Düşüp Dilber’in kollarında ölür. Son sözlerinde Dilber’e ne olursa olsun kaçmasını tembih eder ve cebinde bilet olduğunu söyler. Dilber kaçarken kendini Nil Nehri’nin kıyısında bulur. Bütün çaresizliklerinden ve acılarından kurtulmak isteyen Dilber, kendini Nil Nehri’nin akıntısına bırakarak intihar eder.

“Acaba Nil’in bu dehşetli, bu ölümcül girdap ve selleri bu zavallı Dilber’i, bu bedbaht esiri nereye götürüyor?
Hürriyetine…”

Hayatı boyunca esir olan ve hürriyetini yalnızca ölümün soğuk kollarında bulan Dilber’e selam olsun.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

1 Yorum

  1. Çok güzel ve yalın bir dille sunduğunuz analiz, yıllar önce okuduğum bu kitabı ve etkileyici konusunu tekrar hatırlattı ve yaşattı. Romanla ilgili, betimlemelerdeki üstün tekniğe, dönemin Osmanlı sosyal hayatına ışık tutan ana konunun derinliğine değinmeniz, bir macera olarak okunduğunda gözden kaçabilecek konular olan kölelik ve insan ticaretiyle ilgili vurgunuz, baş karakterin zorluklara göğüs gerişini ve mücadelesini ön plana çıkaran analiziniz için sizi yürekten kutluyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

DÖVİZ KURLARI

Satış
Alış
USD
USD
8.8399
8.8240
EUR
EUR
10.3712
10.3526
GBP
GBP
12.1346
12.0717
CHF
CHF
9.5896
9.5285
SAR
SAR
2.3569
2.3526
JPY
JPY
8.0213
7.9685
RUB
RUB
0.1219
0.1203
CNY
CNY
1.3752
1.3574

KÜLTÜR SANAT

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency