Skip to content

Koronavirüsün Avrupa Diplomasisine Etkisi

avrupa-diplomasisi-koronavirus-etkisi-meltem-suzan-zeki-cicek-sosyal-cene

Son beş aydır dünya gündemini meşgul eden en önemli mesele Covid-19 salgını. Çin’in Hubei eyaletinin Wuhan kentinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs kısa süre içerisinde Avrupa, Kuzey ve Güney Amerika ile Orta Doğu ülkelerine yayıldı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) geçtiğimiz aylarda salgının yeni merkezi olarak Avrupa kıtasını duyurdu.

Avrupa’ya hastalığın sıçradığı ilk günlerde hiç kimse bu denli bir yayılma beklemiyordu. Çeşitli araştırma kuruluşlarının ve DSÖ’nün geçtiğimiz yıllarda yayınladığı endeksler bunu gösteriyordu, Avrupa olası bir salgın hastalığa karşı en hazırlıklı kıta konumundaydı. Dünya Küresel Sağlık Güvenliği Endeksi’ndeki sıralamaya göre ilk yirmi ülkenin on dördünün Avrupa ülkesi olması bunun göstergesiydi. Beklendiği gibi olmadı ve Avrupa’nın yaşlı nüfusu arasında hastalık hızla yayıldı. İspanya ve İtalya gibi güneydeki ülkelerde sağlık sistemleri ihtiyacı karşılayamadı. Kuzey Avrupa ülkelerine kıyasla ekonomileri daha az gelişmiş olan bu ülkeler büyük bir çöküşün eşiğine geldiler.

Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık gibi Avrupa ülkelerinin ekonomilerinin temel taşlarını katma değeri yüksek sanayi ürünlerinin ve enformasyonun satışı oluşturmaktadır. Bu sebeple Avrupa’nın bu kısmı diğer bölgelerine kıyasla daha gelişmiştir ve refah seviyesi daha üst seviyelerdedir. İtalya, İspanya, Yunanistan gibi Güney Avrupa ülkelerinde ise sanayinin, bilim ve teknolojinin ekonomideki payı düşüktür. Bu ülkeler en büyük gelirlerini turizmden elde ederler. Yeni tip salgının çıktığı ilk günlerden itibaren turizmde yaşanan durgunluk bu ülkelerin ekonomilerini zaten etkilemeye başlamıştı. Hastalığın yayılması ile birlikte üretimin ve ticaretin durması ile de İtalya ve İspanya, tarihlerinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşamaya başladılar. Ekonomik birlik amacı ile kurulan Avrupa Birliği (AB) ise üyelerinin yaşadığı felakete karşı kayıtsız kalmayı tercih etti.

Mülteci krizi ve yeni milliyetçilik dalgası sebebiyle radikal sağın hızla yükseldiği Avrupa’da yaşanan bu kriz ilerleyen yıllarda milliyetçi akımları daha da güçlendirecektir. Yaşadıkları sıkıntılı günlerde birlik üyelerinden destek göremeyen Avrupalılar arasında küreselciliğe karşı yeniden ulusalcılığın yükselişi bizi bekliyor olacaktır. Brexit’in AB’ye karşı yarattığı olumsuz bakış açısı, üye ülkeler arasında hızla daha da güçlenecektir. Çekya, Avusturya, Bulgaristan gibi sağ iktidarların mevcut olduğu ülkelerden yükselen yakınmalar bunun kanıtıdır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan gelen mülteci dalgası Türkiye de dahil olmak üzere tüm Avrupa’da radikal sağın artmasına sebep olan bir etki yaratmıştır. Avrupa Birliğinden salgın süresince destek göremeyen üye ülkeler birliğin etkinliğini ilerleyen süreçte daha çok sorgulayacaktır. Artan milliyetçiliğin ve birliğin işlevsizliğinin görülmesi, Schengen (serbest dolaşım vizesi) gibi Avrupa’yı birleştirici unsurların hastalık sebebiyle askıya alınması Avrupa Birliği Vatandaşlığı olgusunu büyük ölçüde yok edecektir.

Dünya geçtiğimiz yüzyıl yaşadığı krizin bir benzerini yine yaşamaktadır. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan 1929 Ekonomik Buhranı ve İspanyol gribi, Avrupa üzerinde faşizmi yükselten bir etki yaratmıştır. Ekonomik sorunlar yabancı düşmanlığını; salgın hastalıklar, devletin sağlık harcaması yapmamasını savunan liberal politikalara karşıtlığı beslemiştir. Bu sürecin sonucunda nasyonal-sosyalist (milliyetçi-toplumcu) dediğimiz faşist iktidarlar Avrupa’da gücü ele geçirmiştir. İnsanlığın geçmiş yüzyıldaki trajedilerden ders alması aynı boyutta bir faşist dalganın oluşmasını engelleyecektir ancak AB’nin çözünme sürecinin hızlanması kaçınılmazdır. Birlik fikrine harcanan vakit ve para, zor günlerde destek göremeyen halkın tepkisini çekecektir. Bu toplumlar ya ulusalcı ve birlik karşıtı eğilim gösterecek ya da yeni dostluklar gözeteceklerdir.

Çin, Türkiye, Rusya gibi medya tarafından Avrupa karşıtı olarak gösterilen ülkelerin İtalya, İspanya gibi ülkelere yaptığı yardımlar kamuoyunda büyük sorgulamaların yaşanmasını sağlamaktadır. İlerleyen yıllarda İtalya dış politikasında bariz bir -Çin özelinde- doğuya yöneliş olacaktır. Rusya’nın Avrupa üzerindeki sert güce dayalı politikası düşük bir oranda da olsa yumuşak gücün kullanımına kayacaktır. Rusya-AB ilişkileri doğal gaz ticaretinin ötesine geçerek yardımdan doğan dostluklar özelliğini kazanmaya başlayacaktır. Turizm gelirleri dibe vuran Güney Avrupa ülkelerine Rus turistlerin gitmesi için teşviklerin oluşturulması durumunda Avrupalıların gözündeki düşman ve canavar Rusya algısı kırılacaktır. Algılardaki değişim siyasette derin değişiklikleri tetikleyecektir. Geçtiğimiz yıllarda Katalonya krizi sebebiyle parçalanma tehlikesi yaşayan İspanya ve milliyetçi hükümetin AB’den ayrılmak için girişimlerde bulunduğu İtalya, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’nden uzaklaşarak Rusya ve Çin’e daha yakın bir politika izleyecektir.

Türkiye’nin bu süreçte salgın hastalıktan etkilenen Avrupa ülkelerine, özellikle de komşuları Yunanistan ile Bulgaristan’a yardımlarda bulunması olumlu bir etki yaratacaktır. Hastalık günlerinde yapılan bu yardımlar bölgesel dayanışma fikrini Avrupa kıtasından kaydırarak Balkan-Orta Doğu bölgesine taşıyacaktır. Komşularına kıyasla daha güçlü ve sabit bir ekonomisi olan Türkiye krizden en çok bu şekilde faydalanabilir. Ermenistan, Yunanistan ve Bulgaristan’da bulunan algıyı dostluğa çevirmenin yolu dayanışma ve yardım elinin Türkiye tarafından onlara uzatılmasıdır. Bu günlerde yapılan yardımlar krizin ardından Türkiye’nin prestijini ve bölgedeki konumunu güçlendirecektir. Sorun yaşadığımız komşularımızı dostlarımıza çevirmek içerideki istikrarımızı ve ekonomimizi iyi noktalara getirecektir.

meltem-suzan-zeki-cicek-kuresel-buyume-grafigi

Kısacası ilerleyen yıllarda AB içerisindeki çatlağın daha da derinleştiği, doğu ve batı arasındaki buzların ise bazı ülkelerin nezdinde eridiği bir diplomatik tablo bizleri bekliyor olacak. Krizden büyük oranda etkilenen ülkelerde yeni siyasi krizlerin, dış politika değişimlerinin ve iç savaşların bile görülmesi mümkün. Yapılması gereken ise insanlığın ortak düşmana karşı oluşturmaya çalıştığı birliği güçlendirmek ve bu krizin yeni kutuplar doğurmasını engellemeye çalışmaktır. Yeni dostluklar, yeni düşmanlıklara vesile olacaksa dünya bu krizden ders almamış demektir.

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

4 Yorumlar

  1. Çok bilgilendirici bi yazı olmuş. Zaman içinde yaşayarak göreceğiz ne olup biteceğini. Emeğinize sağlık.

  2. Okuduğum en güzel yazılardan birisi olaylar o kadar doğru analiz edilmiş ki, sonuç olarak dediğiniz gibi umarım dünya bu krizden gereken dersi alır yoksa düşmandan çok dosta ihtiyacımız var. Teşekkür ediyorum böyle güzel bir yazı okumamıza fırsat verdiğiniz için.

  3. Kesinlikle isabetli bir analiz olmuş. Türkiye’nin mevcut konumunu güçlendirmesi için verilen tavsiyeler de çok doğru. Bu krizden daha fazla düşmanlıkla değil birlikte yaşamayı öğrenerek çıkmak gerek. Böyle objektif bir uluslararası ilişkiler analizini bizlere sunduğunuz için teşekkür ediyorum.

  4. Son zamanlarda yaşadığımız olaylar çok güzel özetlemiş emeğinize sağlık


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.