Skip to content
kudus-filistin-gazze-israil-meselesi-sosyal-cene-ahmet-onur-gungor

Kudüs: Kutsal Mücadele mi Horoz Dövüşü mü?

İsrail ve Filistin arasında özellikle Kudüs üzerinde devam eden çekişme, her yıl olduğu gibi bu yıl da kanlı bir boyuta ulaştı. Gazze’nin egemen gücü Hamas ile İsrail güçleri arasında yaşanan çatışmalar ise bir klasiğe sahne oluyor. Savaş çığırtkanlığı yapan grupların yarattığı kan gölünde masumlar boğuluyor.

Savaş ve militarizm, birçok insanın içine sürüklendiği iki büyük zehirdir. Başkalarını fiziksel güç veya silah gücü ile yenmeyi bir başarı olarak gören bu zihinler, aşamadıkları bireysel problemlerini bu şekilde saldırgan bir davranış takınarak dışa yansıtırlar. Militarizm, milliyetçilik, ırkçılık, mezhepçilik ve her türlü radikal fikrin arkasında yatan temel unsur işte bu aşılamayan bireysel sorunlardır. Filistin ve Gazze meselesine yaklaşımlar incelendiğinde bu söylediklerim açıkça görülebilmektedir.

Toplumsal saygınlık sağlayacak bir başarısı olmayan, hedeflerine ulaşamamış ya da hayatı boyunca hiç hedef koyamamış olan ve içten içe başarısız olduklarını düşünen insanlar, karşılaştığımız her uluslararası sorunda silaha sarılmak istemektedir. Hayatları boyunca yaşadıkları başarısızlık ve bunun sonucunda kendilerini baskılama hissiyatı hızlıca başarılı olma isteğini doğurur. İnsanoğlu var olduğundan beri rakiplerini en hızlı şekilde yenmenin yolu ise fiziksel güç olmuştur. Tevrat, İncil ve Kuran’ın ortak anlatısı olan Habil ve Kabil/Kayin kıssasından beri durum bu şekildedir. Yumuşak güç ile yenilemeyen rakiplere karşı zayıf zihinler hemen sert gücü kullanmayı seçmektedir. Çünkü bu zihinler için yenilgi ve yeniden toparlanma gibi süreçler söz konusu değildir.

Filistin meselesinde karşımıza çıkan durum da tam olarak bunu karşılamaktadır. Hayatında Filistin’e, İsrail’e, Gazze’ye ve Kudüs’e gitmemiş olan bu insanların hepsi bölgeyi çok yakından tanımaktadır. Ellerine tarih kitabı almamış olan bu “Kudüs savunucuları”nın hepsi bölgenin tarihini çok yakından tanımaktadır(!) Öyle ki bu insanların düşünmediği ve önemsemediği tek küçük bir detay vardır: masumların canı.

Hamas’ın El Kassam Tugaylarının fotoğraflarını paylaşıp Twitter’da kendi çapında askercilik oynayan bu zihniyet, yarattığı infialin farkında bile değildir. Bu bahsettiğim insanlar yalnızca Filistin dışında değil doğrudan Filistin’de de bulunmaktadır. İsrail’i vurmak bizim için çocuk oyuncağı diye açıklamalar yaparak kendini ve çevresindekileri tatmin eden Hamas liderleri, kışkırtarak üstlerine çektikleri İsrail’in saldırılarında ölen sivilleri “şehitlik” boyası ile boyamaktadır. Ölümüne sebep oldukları bu insanların bedenlerini bile rahat bırakmayan bu zihniyet, prim yapabilmek uğruna yaşamdan koparılmış masumların cenazelerini bile şova çevirmektedir. Ne Hamas ne de onun dünyanın her yanında bulunan savaş çığırtkanlığı yapan destekçileri Kudüs’ü umursamaktadır. Bunların tek umursadığı şey kendilerini tatmin etmektir. Eğer öyle olmasaydı bir şehir ya da bina uğruna tek bir canın bile feda edilemeyeceğini çok iyi bilmeleri gerekirdi.

Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı bu şekilde sıradanlaştırdığımı söyleyerek bana kızanlar da olacaktır elbette, kızsınlar ama önce bir düşünsünler. Hicret ne için yapıldı? Muhammet Peygamber, işkence gören ve ölen inananlarını koruyacak gücü olmadığı için Mekke’yi ve Kâbe’yi bırakmadı mı? Güç kazanana kadar düşmanlarının karşısından geri çekilmedi mi? Peygamber Mekke ve Kâbe’yi bırakıp gidebiliyorken bizi bunca masumun kanı pahasına İsrail’e karşı direnmeye zorlayan ne?

Mescid-i Aksa, Halife Mervan tarafından yaptırılmış bir cami. Bu şekliyle düşündüğünüz zaman Osmanlı Sultanı ve Halife I. Ahmet’in yaptırdığı Sultanahmet Cami’sinden farksız. Peygamberin veya sahabelerin doğrudan bulunmadığı bir yapı. Kısacası İslam’ın doğumunda var olmayan ve bizim devasa bir sembol haline çevirdiğimiz bir cami. Şimdi düşünmenizi rica ediyorum, Peygamber Kâbe’yi putperestlerin eline bırakarak geri çekilmişken bizim bu direncimiz yerinde mi? Üstelik günümüzde bu yapıların hepsi uluslararası kuruluşların koruması altındayken. Peygamber Mekke’yi terk ettiğinde, doğduğu şehri bırakıp gittiğinde Kâbe, putlarlarla doluydu. Günümüzde ise kimse Mescid-i Aksa’nın statüsünü değiştiremez. Zira Mescid-i Aksa ve içerisinde bulunduğu Tapınak Tepesi, uluslararası kuruluşların koruması altındadır. Hal böyle iken bizim bu savaş çığırtkanlığımızın sebebi nedir?

Evlerinde, saraylarında, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında bir yaşam süren bu insanlar; içme suyu, ilacı, yiyecek yemeği, giyecek kıyafeti olmayan Gazzelilere direniş çağrısı yapıyorlar. Sanıyor musunuz ki sizin İsrail Büyükelçilikleri önünde araba yakmanız o Gazzelilerin umurunda! Aksine, Türkiye’de yaşayan bir vatandaş olarak ben bile kızıyorum sizlere. Madem bu kadar duyarlısınız, o araçları yakacağınıza, o bayraklara ve pankartlara para harcayacağınıza Gazzeli kimsesiz çocuklara yardım yapsanıza. Ne yazık ki bahsettiğim bu zihinlerin derdi ne Gazze ne de Kudüs. Peygamber Mekke’yi terk etti, üstelik bunu yaparken geriye en son kendisi kaldı ve güvenliği temin etti. Bunlar ise yaşamadıkları, doğmadıkları, görmedikleri bir şehri ve binayı savunma bahanesiyle askerlere taş atan çocukları övüyorlar ve daha fazla savaş çağrısı yapıyorlar. Kendi çocukları evlerinin bahçesinde küfür eden birisiyle arkadaşlık yaptığında ağlama krizlerine giren o hassas ebeveynler, İsrail askerleri ile çatışan çocukları kahraman ilan ediyorlar.

Gazze’nin ve Filistin’in ihtiyacı olan şey bu şiddet bağımlılığı ve iki yüzlülük değil. Bölgenin ihtiyacı olan tek şey sağduyu ve barıştır.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency