Skip to content
luzumlu-mevzular-uzerine-kisisel-gelisim-dogukan-yasin-sosyal-cene

Lüzumlu Mevzular Üzerine

Tükenmişliğini tüketmek adına ne diye mücadeleye tutulur ki insan kendisiyle? Ne diye savaş açar şu fani hayatta, yerde solgun solgun yürüyen gölgesine? Bütün fenalıkların onu bulduğundan şikâyet ederken sence de bencillik yapmaz mı? Ya da istisnasız her ortamda kendi ahvaline hayıflanırken, orada oturan insanların sıkıntılarının hiçbir önemi yokmuş gibi davranışlarıyla onlara ayıp etmiş olmaz mı?

Kimsenin kimseyi dinlemeye vakti, anlamaya takati, beklemeye dermanı olmadığı zamanlarda size yüreğinin kapılarını açıp, soluk alıp, bir bardak su içmeniz için içeriye buyur edenlere karşı tutumumuz nasıl peki? İhtiyacınızı dindirdikten sonraki en ufak sürtüşmenizde sırtınızı dönerken, yalnızlığınızın en haşmetli vakitlerinde yine soluğu onun yanında almalarınız ne denli erdemli davranıştır? Pervasızlığımızın pişkinliği vesilesiyle yaptığımız fevri davranışlar, mahcubiyet doğurur. Başı öne eğdirir, itibarsızlaştırır. Sonra bir de bakmışsınız ki ne yeriniz var ne de yurdunuz. Mütemadiyen yollarda rastlarsınız kendinize. Omzunuz dost elinden mahrum kalmıştır, kulağınız bir teselliye hasrettir.

friendship-dostluk-psikoloji-depresyon-dogukan-yasin-sosyal-cene

Zaten bu şehirde hayatına bütün bir parça halinde devam edenlerin sayısı hayli azalmış durumda. Herkes en sağlam yerinden kırılmış, bazılarımız yerlere saçılmış parçalarını toplayıp heybesine koyduktan sonra yoluna devam ederken. Bazılarımız kırıldıkları yere kök salmış. Kimisi dehlizlerde, kimisi çıkmazlarda, kimisi kuyularda bırakılmış. Bazılarımız bataklıklara saplanmış da çıkmak için bir uğraşta bulunmamış. Lakin insanın kurtuluşu kendinde saklıdır. Hakk, birçok şeyi insanın çabasına bağlı kıldığı gibi; kişiye ıstırap veren düşüncelerden, içinde spazmlar yaratan duygulardan arınmayı da yine o insanın mücadelesine bırakmıştır.

Bu durumlarla baş etmek yerine, içinde bulunulan o haşyet dolu ve son derece acı hissettiren duyguları kabullenmek en büyük acizlik değil de nedir? Kötü koşullara başkaldırıp, onlarla mücadele etmek yerine kabullenmek, kendi cesaretinize kurşun sıktığınız andır. Onu yeniden ayağa kaldırıp, eski haline dönmesi için harcadığınız zaman ise beyhude olacaktır.

İnsandır insanın çaresizliği, çıkmazı, imkânsızı. Yine insandır, kendisine sancı veren, acı çektiren, önüne engeller koyup kendi laboratuvarında kendisini; kobay bir fare gibi kullanan, onu hissiz bir varlık haline getiren. Topraktan sert, taştan hissiz nesneye dönüştüren… En sağlam put ne kilden ne taştan ne de kumdan yapılır. En sağlam put, insan tarafından, insan eliyle yine insandan yapılır. Hissiz, duygusuz, vicdanını saldırgan kurtlara kaptıran, gülüşlerini gecelere pazarlayan, somurtkanlığın maskesini hiç yüzünden çıkartmayan… Övünülebilecek bir şaheserdir bu: İnşası kısa, tesiri bir ömür boyu süren…

“Kelimeler, albayım, kelimeler bazı anlamlara gelmiyor.”

Oğuz Atay

An geliyor, hayat sizi, kelimelerin dahi kifayetsiz kalacağı sahnelerden birisinin başrol oyuncusu ilan edebiliyor. Ne siz buna hazırlıklısınız oysa ne de böyle bir oyunda kendinizi bulacağınıza dair düşünceye kapılmıştır zihniniz. İşte o vakit, cümlelerin büyüsü tesirini kaybediyor, o an yaşanacak olanların önüne geçmek için hiçbir eylem artık bir anlam barındırmıyor içinde. Elden bir şey gelmemesi en kötüsüdür değil mi? İstemediğin durumları zorla sana zamanın kabullendirmesi… Etten ve kemikten var olan insanın ruh adam gibi dolaşması için senelere gerek yok inanın bana. Kıyıda duran çakıl taşlarından farksız hale geldiğinde, suda sektirmek adına atılan her taşı yoracaksın kendine.

Hayatın cilvesi böyledir, feleğin oyunu türlü türlüdür. Sıkma canını, üzülme yine de sen! Zira insan, bir düşüncelerine hükmettiği zaman bir de beklentilerini en aşağıda tuttuğu andan itibaren hayat sahnesinde sonsuz mutluluğa ulaşır. Bunun aksi sürekli insana acı verecektir. Kalp, nasıl vücuda kan pompalıyor ve görevlerinden birisi de buysa; insanların doyumsuzluğu, gözlerinin sürekli yükseklerde oluşu ve hep daha iyisine ulaşmak adına girdikleri savaşların nihayetinde kalp, vücuda sürekli bitmek bilmez acı pompalamaya başlayacaktır. O vakit itibariyle alınan her nefes yüreğe batan bir iğne niteliği taşıyacaktır.

‘Yaşamak için yaşamak’ felsefesini hiçbir zaman benimsemedim ve kendimi o kadar aşağılık görmedim. Evet, yaşamak bir lütuftur Çalap tarafından insana bahşedilen. Bu lütfa değer yaşamak, hayatın farkında olmak, varlığının sebebini, yokluğunun neticesini anlamak, iyiyi, doğruyu, haklıyı, hakkı savunmak onu yaratana bir teşekkür niteliği taşıyacak ve minnet borcu olarak kalacaktır. Bunun yanı sıra birey yaşamdan zevk almaya başlayacaktır.

Zaman bizi tüketmeden, sayılı nefesimiz henüz son bulmadan ve vakit varken bazı durumları kabullenmek gerek. Acı da olsa… Penceremizin dışında mütemadiyen akan bir hayat, göz açacağımız nice günler olacaktır. Malum sona ulaşmadan bu güzergâhta ne kadar gülersek ne kadar mutlu olursak ne kadar hoş sada bırakırsak ardımızda göçüp gittiğimizde yanımızda bizimle gelecek olan odur. Çektiğimiz acılar, sıkıntılar, boğuntular, döktüğümüz gözyaşları, ettiğimiz ahlar, hepsi bu dünyada kalıcıdır.

Neticesinde “dünya ya hu burası, bu kadar işte.” Gereğinden fazla anlam yüklemeye hacet yok. 

 “Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi” işte. 
Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

1 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency