Skip to content

“Mücadele etmekten değil sistemi beslemekten vazgeçtim…”

muhammed-furkan-caglar-sanat-yazisi-sosyal-cene

Asıl anlatmak istediklerimi sona sakladım ve düşüncelerimi destekleyeceğine inandığım bir kıssayı sizinle paylaşarak başlamak istedim. Hani Hz. Musa ile İsrailoğulları arasında geçen bir hikaye var ya sanki binlerce yıl öncesinden bugüne atıfta bulunulmuşçasına benzerlikler taşıyor. Sanat camiası başta olmak üzere tüm insanlık; düşkünlerin, muhtaçların özellikle de mültecilerin acılarını gösteri malzemesi olarak kullanıp, işleri bittikten sonra şahit oldukları trajediyi görmezden gelerek hayatlarına devam ediyorlar. Kıssayı okuduktan sonra ne demek istediğimi vicdanlarınız kulaklarınıza fısıldayacak.

Bugün Allah’ı Gördüm

Bir gün İsrailoğulları Hz. Musa’nın yanına gelerek, “Ey Musa, Rabbimize söyle ona güzel bir sofra hazırlamak istiyoruz. O da bizimle beraber yemeğe gelsin, kendisine ikramlarda bulunmak istiyoruz.” dediler. Hz. Musa bunun imkânsız olduğunu söyleyerek celâllenir tabi. Der ki; “Bilmez misiniz, Yüce Rabbimiz insanlara ait böyle eksikliklerden pak ve uzaktır! Onun için böyle haller düşünülemez. Yüce Allah’ın sizin ekmeğinize, yemeğinize ihtiyacı yoktur. Allah yemez, içmez, uyumaz.” Ancak kavmi ısrar eder. Daha sonra Hz. Musa Yüce Rabbin vahyine ulaşınca Rabbimiz sordurur:

“Musa, kavminin isteğini neden bana iletmedin? Onlar beni yemeğe çağırdılar.” Hz. Musa der ki; “Ya Rabbi, seni tenzih ederim. Senin sıfatlarını biliyorum. Sen böyle şeylerden (ekmekten, yemekten, su içmekten, uykudan) arınmışsın. Paksın, münezzehsin.” Allah-u Teala Hz. Musa’ya buyurur ki; “Kavmin hazırlık yapsın. Cuma günü ben onların davetine karşılık vereceğim.”

Musa Peygamber (as) de neticede çok şaşırarak bu durumu kavmine bildirir. Müthiş bir hazırlık yapılarak sofra kurulur. En güzellerinden çeşit çeşit yemekler pişirilir ve beklenmeye başlanır. Yüce Rabbi beklemekteler ancak gelen giden yok. Akşam üstü, her tarafı dökülen, gariban ve muhtaç olduğu belli olan yoksul bir ihtiyar uzaktan gelerek aç olduğunu söyler, “Bu fakire bir lokma” der. Halk ve Hz. Musa, Yüce bir misafirin yemeğe katılacağını söyleyerek yoksul adamı geçiştirirler. “Sen bekle, hatta bize su taşı. Sonra seni doyururuz.” derler ve beklemeye devam ederler. Saatler geçer, gece olur. Gelen giden yok. Fakir de bir şey yiyemeden yoluna devam edip gider. Kavmi ümitlerini keserek Hz. Musa’nın yanına giderek onu kınarlar. “Ey Musa Râbbimizle konuş. Neden gelmedi, bilmek isteriz” diyerek üzüntülerini dile getirirler.

Ertesi gün Hz. Musa’ya Rabbin emri tecelli eder. Hz. Musa Râbbine yönelir ve “Ya Rabbi, ben mahcup oldum. Sizin lütfunuz o sofraya tecelli etmedi.” (Hz. Musa Yüce Allah’ın gelmeyeceğini ama lütfunun bir şekilde tecelli edeceğini, oraya bir şekilde yansıyacağını biliyordu.) Doğrusu ben de merak edenlerdenim.” dedi. Yüce Allah ona; “Ey Musa! Kavmine söyle ben sofranıza geldim, beni sofraya almadınız. Siz beni doyurmadan gönderdiniz.” buyurur. Hz. Musa hayret içinde; “Ya Rabbi nasıl olur?” deyince Yüce Allah buyurur;

“O fakir geldi ya! İşte ben o fakirin kırık kalbinde idim. Onu doyurmuş olsaydınız bana ikram etmiş olurdunuz. Bilmiyor musunuz? Ben yoksulun, muhtacın, düşmüşün yanındayım. Ona ikram ettiğinde bana ikram etmiş olursunuz. Ben susamış kulumun yanındayım. Ona su verdiğinizde bana su vermiş olursunuz.”

Suriye’den zorunlu göç etmek zorunda kalanlardan biri olan bu küçük çocuğun kırık kalbinde Allah’ı gördüm…

“Mücadele etmekten değil sistemi beslemekten vazgeçtim…”

Sinema ve sanatın dünyayı daha iyi bir hale getireceğini düşünerek gençliğimi bu işe adadım. Amacım dertlerimi diğer tüm insanlara anlatabilmek ve onların görmesini sağlamaktı. Okudum… İzledim… Takip ettim… Anladım ve vazgeçtim. Stefan Zweig’ın neden intihar ettiğini, Dostoyevski’nin neden bitmek bilmez bir bunalımda olduğunu, Vincent’in neden kulağını kestiğini, Sartre’nin ‘Bulantı’sını, Kafka’nın ‘Dönüşüm’ünü anladım. Tarkovski’nin ‘Ayna’ filmini anladım. Mücadele etmekten değil bu sistemi beslemekten vazgeçtim. Kendi vicdanını temizlemek için mülteci konulu filmlere ödüller dağıtan Avrupa ülkeleri ne yazık ki onları ülkelerine almıyor. Herhangi bir filmde mülteci rolünü oynayan oyuncular, kırmızı halıya yüzlerce dolarlık elbiseleriyle çıkıyorlar. Tolstoy’un deyimiyle sahte sanat…

Gerçek bu. Yukarıdaki haber görüntüsünde adı bile geçmeyen 7 aylık bir bebek, İdlib’de soğuktan ve açlıktan ölerek can verdi. Hiçbir film ve hiçbir sanat, dünyada gerçekleşen bu katliamları önleyemedi. Sanat ancak insan olanlara bir şeyler katabilir. Ancak gerçek sanat… Bu yüzden sahtelik ve sahtekarlarla beraber olmaktansa acılar içinde olanlarla birlikte olmayı tercih ettim. Gerçekle yüzleştim. Bildiklerimi unuttum ve Allah’a yöneldim. O kâinatın yaratıcısı, ne büyük bir sanatçıdır.

Kimliğine, dinine ve ırkına bakmaksızın zalimlere karşı mazlumun yanında hep atalarımız ve ülkemiz oldu ama bunların filmlerini çekemedik. Çekebilsek de çoğu ülkede izlenme imkânı olmadı. Yıllardır buradaki zulüm ile ilgili binlerce film çekildi. Çekilen filmler Avrupa’da onlarca ödül aldılar. Ne değişti? Onlar podyumlarda vicdanlarını temizleyerek içkilerini içtiler, akşam ailelerinin yanına döndüler. Kimsenin umurunda olmadı ölenler. Sadece bir ödül içindi hepsi. Birilerinin tekelinde bulunan bu günümüz sineması sahte propaganda olmaktan başka bir şey değil. Irak’ta binlerce insanı öldüren Amerika, filmlerde kahramanlık destanları yazıyor ve insanları kurtarıyor. Üstelik insanlar bunlara inanıyor. 30-40 Iraklının bir Amerikan bombasıyla öldürüldüğünü duyduğunuzda Iraklıların canının Batılılar için çok fazla bir değer taşımadığını göreceksiniz.

Batılılar kendilerini bir sahteliğin içerisine yerleştirmiş. Bu sahtelik şu: İyi olan, asil olan ve yardımsever olan aslında onlar fakat gerçek bu değil. Onların bizden ileride olmasının tek sebebi sömürmek ve daha acımasız olmak. Haçlı seferlerinde 4 milyon kişiyi öldüren Müslümanlar değildi. Dünyayı sömürgeleştirirken 50 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. 1. ve 2. Dünya Savaşı’nda 70 milyon insanın ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. 6 milyon Yahudi’nin ölümüne sebep olanlar Müslümanlar değildi. Ama ABD yapımı bir film ile dünya Müslümanları hep terörist zannetti.

Bunu anlamanız için entelektüel bir birikime veya sinema ile uğraşmanıza gerek yok. Hepimiz film izliyoruz. Hepimizin çocukluğu Avrupa ve çoğunlukla Amerika sineması izleyerek geçti. Bu filmlerde genel olarak bu insanların ne kadar bilinçli, hümanist, yardımsever ve adil olduğunu gördük. Dikenli teller ardındaki o çocukların bakışlarına bakın. 3 çocuğu ile Edirne sınırına yürüyen anneye bakın. Her filminde mültecileri anlatan bunlardan çeşit çeşit ödüller kazanan, kırmızı halıdan yüzlerce dolarlık elbiseleri ile geçip gecesine şampanyalı kutlamalar yapan yönetmenlerin, yapımcıların, festivallerin sahteliği işte bu fotoğraflar. Neden kapılarını açmadılar? O sanatçılar devletlerine neden baskı yapmadı? Neden o insanların yanında olmadılar? Kadın haklarına çok değer veren Avrupalı feministler neden o annenin yanında değiller. O da bir kadın değil mi?

Türkiye düşmanlarını ülkelerinde ağırlayan Yunanlar, kapısındaki masum çocuklara gaz bombası atıyor. Rusya, bir zamanların kızıl bayrağı, sosyalistlerin kalesi… Onların neden sesi çıkmıyor? Devletleri katliamlar yapıyor. Hani eşitlik ve hürriyet! Gerçek bir sosyalist olan Bertolt Brecht’in bir sözü var: “İnsan ahlaklı olmak yerine ahlak üzerinden geçinmek gibi bir ahlak düsturunu benimsemiş.” Ne kadar güzel özetlemiş. Dünyanın en sosyalist insanı Peygamberimiz Muhammed Mustafa (sav) dır. “Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir.” buyurmuştur. Bunu 1300 yıl önce söylemiştir ama biz onu anlayamadık. Yaradan’ı anlayamadık. Kitabımızı anlayamadık. Reha Erdem’in Kosmos filminde söylediği gibi; “Allah insanı doğru yarattı fakat onlar çok düzenler aradılar.”

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

2 Yorumlar

  1. Kesinlikle gerçek İslam’ı ve onun nasıl yaşanması gerektiğine dair tavsiyeleri içeren güzel bir yazı olmuş. Kaleminizin cesareti sebebiyle sizleri tebrik ediyorum. Medya sektörünün içerisinde yer alıp sektörün babalarına bu şekilde eleştiriler yöneltmek herkesin harcı değildir. Daha fazla yazılarınızı okumaktan büyük keyif alırız. Şahsım adına teşekkürlerimi sunuyorum.


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.