Skip to content
istanbulun-fethi-konstantinopolis

Roma’nın Enkazından Yükselen Yeni Roma

Kostantinapolis, bütün heybetiyle tarihin en görkemli şehirlerinden biriydi. Ortodoks Hristiyanlığının en büyük kalesi ve Avrupa’ya geçiş kapısı… Anadolu’dan Avrupa’ya uzanan geniş bir ticaret ağına merkezlik yapıyordu. Doğu Roma’nın hatta bütün bir Roma’nın sığındığı son merkez olmuştu. Geçmiş bin yılda 23 kez kuşatılmış ve sadece IV. Haçlı Seferinde Katolikler şehri ele geçirebilmişlerdi. Şehrin surları aşılmanın imkânsız olduğu bir kuvvetteydi. Doğu Roma İmparatorları yıllar boyu bununla övünmüşlerdi. Osmanlı tarafında ise şehzadeliğinden itibaren bu surları aşmayı planlayan Şehzade Mehmed vardı ve sultan olduğu vakit ilk işi Kostantinapolis’i almak olacaktı. Sultan II. Mehmed dünyada tek bir inanç, tek bir imparatorluk ve tek bir saltanat olsun istiyordu.

Takvimler 15’nci yüzyılın ortasını gösterdiğinde bir yanda 21 yaşında daha önceden kötü bir tecrübe edinmiş Osmanlı Sultanı II. Mehmed ve diğer yanda ise Doğu Roma’nın en şanssız liderlerinden XI. Konstantin vardı. Sultan II. Mehmed babası II. Murad’dan yadigâr kalan tahtın belki de en zayıf varisi olarak görülüyordu. Daha önceden babasının yaşlılık sebebiyle ona bıraktığı tahttan babasının Veziriazamı Çandarlı Halil Paşa’nın zoruyla ve Haçlıların saldırıları sebebiyle inmişti. Bu bir şehzade için zorlu bir durumdu ayrıca tahtın varisleri olan kardeşleri de hastalıklar sebebiyle ölmüş ve genç yaşta devletin bütün yükü üstüne kalmıştı. Bu şartlar altında ağır bir eğitimle büyütülen Şehzade Mehmed halkının gözünde genç, tecrübesiz ve tahttan indirilmiş bir padişahtı. Tahta geçtiği vakit başına Doğu Roma’nın kozu olan Şehzade Orhan meselesi de bela olacaktı. Başka bir husus ise babasının kubbesinde olan vezirler hâlâ divandaydılar ve onları elimine edebilmek için büyük bir seferi başarıyla tamamlaması gerekiyordu. Bir tarafta Kostantinapolis’in fethini imkânsız bulan babasının kubbesi ve diğer tarafta genç ve dinamik olan fetih için tutuşan kendi kubbbesi vardı. Bu, divanda büyük tartışmalara sebebiyet veriyordu. XI. Konstantin ise elindeki kozu kullanarak Sultan Mehmed’i Konstansitanapolis’ten uzak tutmaya çalışıyordu. 49 yaşında tecrübeli bir imparator olmasına rağmen şehrin elinden kayıp gitmesine korkuyor ve yıllarca süregelen kehanetlerden endişenleniyordu. Ayrıca savunmasını güçlendirmeye de çalışıyordu ancak genç ve tecrübesiz bir padişahın kendine sorun çıkartmayacağını düşünüyordu. Kısacası iki talihsiz liderden birinin yüzü bu durumdan gülerek çıkacaktı.

Osmanlı Ordusu, Konstantinapolis’in etrafındaki kaleleri ve köyleri ele geçirerek Doğu Roma’yı suriçine hapsetmişti. Romalılar elbet bu anın geleceğini biliyorlardı ve II. Mehmed’in saldırgan tavırları sebebiyle kendi çapında tedbirlerini almaya başlamıştı. Surlar güçlendirilmiş ve Haliç’e zincir çekilmişti. Papa’dan ve Cenevizlilerden de yardım istenmişti. Cenevizlilerin ünlü Komutanı Giovanni Giustiniani, 700 askerle yardıma geldi ve İmparator tarafından başkomutan olarak ilan edildi. Papalık da 3 kadırga ve 200 asker ayrıca erzak yardımı yapmıştı ancak yine de şehir yıllar boyu gelen tahribatın ekonomik sıkıntılarını hissediyordu. Sultan II. Mehmed ise orduya hazırlık yapmasını emretmiş, 4 aylık bir sürede Boğazı kesecek olan Rumeli Hisarı’nın yapımıyla bizzat ilgilenmişti. Doğu Romanın Macaristan’dan getirttiği top döküm ustası Urban’a da daha fazla para ve malzeme vererek büyük Şahi Toplarının dökülmesini sağladı.

1453 İlkbaharında, 60.000 kişilik Osmanlı Ordusu şehri kuşatmıştı. Doğu Roma Ordusu ise şehrin savunması için mevzilenmişti. 6 Nisan 1453’te hafif topların şehir surlarını dövmesiyle saldırı başladı. Dönemine göre devasa Şahi Topu ise surları vurduğunda herkesin nutku tutulmuştu. Bunun üzerine Doğu Roma tarafı topun etkisini azaltmak için surlara deri örtmüşerdi. Birçok saldırı yapılsa da saldırılar sonuçsuz kalıyordu. Ayrıca Osmanlı Ordusunun büyüklüğü erzak ihtiyacını da doğuruyor ve ordu kuşatmadayken arkadan saldırı yeme ihtimallerini arttırıyordu. Doğu Roma Ordusunun dikkati farklı bir yöne çekilmeliydi. İlk başta lağımcılar bunu denemişlerdi lâkin yolu Konstantinapolis’e düşen İskoçyalı Paralı Asker John Grant, şehrin surlarının yakınlarına su dolu kovalar koymayı önermiş ve lağımcıların püskürtülmesini sağlamıştı. Ayrıca şehrin bir süre sonra açlık ve moral sebebiyle teslim olması düşüncesi ise Venedikliler tarafından denizden yollanan erzak gemilerinin durdurulamaması suya düşmüştü.

Gemilerin şehir limanına ulaşmasıyla yeni bir moral oluşmuştu. Ayrıca fetih için Altın Boynuz’a girmek şarttı ve II. Mehmed’in elinde bir koz daha vardı: Gemileri karadan yürütecekti.

Gemileri karadan yürütme durumu daha önceden Venedikliler tarafından Garda Gölü’nde ve Aydınoğlu Gazi Umur Bey tarafından gerçekleştirilmişti. Sultan Mehmed’in donanması ağır kalyonlardan değil hafif çekerli kadırgalardan oluşuyordu. Büyük bir ihtimalle tarihten feyz alan Sultan, bunu Haliç’e inmenin tek yolu olarak düşünmüştü. Gemilerin karadan yürütülmesi meselesi bir günde gerçekleşmemiş aksine Tarihçi Emrah Sefa Gürkan’ın da belirttiği üzere bu harekât seferden önce planlanmış ve hazırlıklarına başlanmıştı. Gemiler yağlı kalaslar üzerinden Beşiktaş ya da Dolmabahçe civarlarından aşırtılmış ve Eyüp karşısına indirilmişti. Gemilerin kıyıda bekletilip bir anda indirilmesi Romalıların bir günde taşınmış gibi algılamasına sebebiyet vermiştir. Doğu Roma Donanması indirilen gemileri durdurmaya çalışsa da başarısız olmuştur. Bunun sonucunda Osmanlı Ordusu, Doğu Romalıların dikkatini dağıtmayı başarmıştı. 27 Mayıs günü Sultan II. Mehmed büyük bir saldırı yapmaya karar verdi ve 29 Mayıs günü kuşatmanın 47. gününde büyük bir hücum başladı. Yapılan iki saldırı geri püskürtüldü ancak yeniçeriler durdurulamamıştı ve şehir en sonunda ele geçirilmişti.

Bu durumun sonucunda Osmanlı için Roma’nın mirasçısı olduğu yeni bir dönem başlıyordu. Ayrıca Sultan II. Mehmet de talihin oyununu bozarak kendisi için yeni bir dönem başlatmış oluyordu. Artık Kostantinapolis yeni bir imparatorluğun yükselişine tanıklık edecekti. Bu durum Avrupa üzerinde büyük bir etki bıraktı ve Osmanlı’nın yenilmez bir güç olduğu düşüncesini doğurdu. Bu düşüncenin izleri 1699’daki Karlofça Antlaşmasına kadar sürdü. Bir gücü elimine eden Osmanlılar, bulundukları topraklarda uzun süre boyunca rakipsiz bir şekilde devamlılıklarını sürdürdüler. XI. Konstantin ise Roma İmparatorluğunun tarihe karışmasına tanıklık etmiş oldu ve cesedi hiçbir zaman bulunamadı.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency