Skip to content
ucurtma-avcisi-kitap-incelemesi-elestiri-analiz

Sadakat, İhanet ve Kefaret Üçgeninde Uçurtma Avcısı

Uçurtma Avcısı, Afganistan’ın öngörülemez, karışık ve acımasız şartlarında hayatta kalma mücadelesi veren masum insanların acılarına başarılı şekilde değinen, bir yönüyle biyografik özellik taşıyan bir öykü. Okurken kimi yerde siyasi sorgulamalara iten, kimi yerde vicdanınızı sızlatan kimi yerde de yüzünüzü güldürmeyi başaran eser, dünya çapında büyük övgü toplamayı başaran sayılı romanlardan. Profesyonel şekilde edebi eser incelemesi yapacak vasfa ve akademik yetkinliğe sahip olmadığım için sadece bu kitabın bana hissettirdiklerini ve katkılarını sizlere aktaracağım. Okuyucuları ile bu denli duygusal bağ kurmayı başaran bir kitabın da yalnızca edebi bir eser olarak değerlendirilmesinin yazara ve ortaya koyduğu sanata haksızlık olacağı kanısındayım.

Romanı okurken resmen birinin hayatına gözlemci ve izleyici olarak dahil ediliyor, karakterlerle yakınlaşıyorsunuz. Yazarın kullandığı net ifadeler ve derin tanıtımlar ile sanki yıllardır tanıdığınız dostlarınızla hasbihal ediyorsunuz. Karakterlerin fiziksel özellikleri ve psikolojik analizleri öyle kusursuz biçimde betimlenmiş ki okumaya başladıktan sonra hepsi tanıdığınız yüzlere dönüşüyor. Yazar, okuyucunun görsel hafızasına doyurucu şekilde hitap ettiğinden sanki kitap okumuyor da bir film izliyorsunuz ya da kendi hayatınızdan bir kesit gibi yaşıyorsunuz. Şaşırtıcı olan ise romanın akışında bunu fark etmemeniz ve gerçek yaşantıda olduğu gibi adrenalini ve heyecanı hissetmeniz. Yalnızca bu duyguların değil tüm duyguların başarılı bir şekilde aktarılması da gerçekçiliği kuvvetlendiriyor. Örneğin korku dolu bir an anlatılırken siz de korkuyorsunuz ve karakterler rahatlığa ulaştığında siz de rahatlıyorsunuz. Adeta birinci gözden yaşanmış olaylara şahit oluyorsunuz. Bu, kitabın muhteşem özelliklerinden yalnızca bir tanesi.

Uçurtma Avcısı’nın diğer vurucu noktası ise Afganistan coğrafyası hakkında barındırdığı büyük bilgi birikimi. Afganistan kültürü ve bölgede yaşanan savaşlar hakkında haber bültenlerinde duyduklarınız dışında fikir sahibi olmak istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız. Eseri okurken savaşın ortasında kalmış insanların yaşadıklarını siz de hissediyorsunuz. Bombaların patlamaları, harap olan şehirler, terörizm, işkence korkusu, panik ve ölüm… Hepsini bizzat yaşıyorsunuz. Sovyet işgali, anarşi ve Taliban konusunda çok daha detaylı ve gerçek bilgiler öğreniyorsunuz. Afganistan’a dair hiçbir ilgim olmadığı halde tarihlerini ve kültürlerini merak eder hale geldim. Duygusal olarak derin bir şekilde sarsılmama rağmen Afganistan savaşına dair araştırmalar yapmaya başladım ve günlerce okuduklarımın etkisinden çıkamadım. Kitap, benim bölge ile bu denli bir bağ kurmamı sağladı. Hayatımda ilk defa savaş, kaos, acı ve ölüm okurken sürüklenebildim.

Taliban’ın Dini Değerleri Sömürerek Nasıl Bir Korku İmparatorluğu Kurduğuna Şahit Oluyoruz

Yazının girişinde de belirttiğim gibi Uçurtma Avcısı, sizi siyasi ve dini figürler konusunda ciddi sorgulamalara itiyor.

taliban-afganistan-savasi

Eserin sayfaları arasında kayboldukça fikir dünyanızda da uzun yolculuklara çıkıyorsunuz. Bu bağlamda kitabın değindiği İslamiyet’i yaşamak ve şeriat konuları büyük önem taşıyor. Taliban’ın İslam dinini kullanması ve şeriat iddiasında bulunmasına rağmen bunun içinin boş olması hakkında güzel bir mesaj veriliyor. Allah’ın hükmünü uyguladıklarını iddia eden güç odaklarının aslında ilahi emir ile taban tabana zıt oldukları bütün dünyanın gözleri önüne seriliyor.

Taliban ve onunla aynı zihniyeti paylaşanlar yüzünden İslam’a dair olumsuz önyargının oluştuğunun altı onlarca örnek ile çiziliyor. Romanın alt metninde, İran ve Taliban gibi siyasi aktörler yüzünden oluşan İslam karşıtlığının ve islamofobinin artış sebepleri güzel bir şekilde okuyucuya aktarılıyor. Dini anlamayan ve özümsemeyen odakların dünyaya bu yanlış anlayışı nasıl empoze ettiği üzücü detaylarla açıklanıyor. Yazarın, ayetleri kendileri için kullanan ve çarpıtan hocaların maymunlar olduğunu ve dini değerleri çarpıtan çıkar odaklarının insanlara zulmettiklerini belirtmesi, dinin ve emirlerinin itibarına kast eden iki yüzlülerin maskelerini düşürüyor. “Aşağılık maymunlar” ifadesinin, Allah’ın emirlerine karşı hileler üreten ve kendince ilahi güce karşı zafer kazanan küçük zihniyetleri anlatmak için Kuran’ın kullandığı şekilde kullanılması, Müslüman okuyucular için yerinde bir hatırlatıcı.

Bu anlatılanların yalnızca Afganistan’a, Taliban’a ve İran’a indirgenememesi, dünyanın her yerinde dinin kullanımının ve çarpıtılmasının yarattığı soruna dair doğru bir eleştiri niteliğinde. Türkiye’de, Irak’ta, Mısır’da, Arap yarımadasında ve başka coğrafyalarda da buna dair örnekler maalesef fazlasıyla mevcut. Dini duyguları sömürerek takipçilerinin paralarına göz diken tarikatlar, birbirlerini kafir ilan eden Müslüman cemaatler, savaş çığırtkanlığı yapan ama barış dininden bahseden vahşiler… Hepimize çok tanıdık geliyorlar değil mi?

Kitabı okurken hepimiz ağlıyoruz ve üzülüyoruz Hazaralara yapılan zulme ve kınıyoruz o lafta Müslümanları. İnsani duygularımız ve vicdanımız zirve yapıyor tabiri caizse. Ancak öte yandan yine biz Cuma namazından çıktıktan sonra beraber saf tuttuklarımıza “En iyi Kürt ölü Kürt’tür!” diyoruz utanmadan. İnsanlar ne acılar yaşamışlar diye mahvoluyoruz kitaptaki kaçış anlarını okurken ama yine aynı biz “Sokaklar Afgan, Suriyeli, Arap doldu!” diye isyan ediyoruz. Dağılan aileleri okurken içleri parçalanan bizler, mülteciler hakkında “Kadınlar ve çocuklar gelsin, erkekleri gitsin” diyebiliyoruz hiç acımadan. Peştunların üstünlük iddialarına alaycı bir tavırla gülüyoruz kitabı okurken lakin öte yandan etnik kökenimiz ile övünmeyi asla bırakmıyoruz. Böyle düşününce Uçurtma Avcısı’nın eleştirdiği barbarlardan ne kadar farksızız, değil mi?

Kitapta Emir’in babası aslında Müslüman bir adam ancak günahkâr ve dinin gereklerini yerine getirmeyen birisi. Kısaca kültürel Müslüman denebilir. Türkiye’de de çok görülen bu tiplere dair Emir bir sorgulamaya giriyor. Okulda öğrendiği din ile babasından gördüğü dini kafasında karşılaştırıyor ve babasını sorguluyor. Babası ise öğretilenleri dikkate almaması gerektiği ve ahlakın daha önemli olduğunu söylüyor. Buna tam olarak katılmamakla beraber doğru yanlarının olduğunu da düşünüyorum. İslamofobinin artışı ve İslam karşıtlığının temelinde yatan sebep aslında bu çelişkiler ve ahlak çöküntüsüdür. İyiliği emreden bir dinin mensuplarının iyi olmamasının yarattığı kaosa dair masum çocuk zihni ile kitapta güzel bir eleştiri yapılıyor. İslam dünyasının asıl meselesi de tam olarak bu zaten. Anlaşamamak, araştırmamak, anlatamamak.

Taliban örneği de bu şekilde: bir grup insan çıkıyor ve ayetler ile her şeyi onaracaklarını iddia ediyorlar ve korku üzerine bir düzen kuruyorlar. Örneğin recm cezasını uygulayarak insanlar üzerinde korku yaratıyorlar. Ama buradaki korku dine dair bağlılık yaratma amacı değil yalnızca kendi korku düzenlerini güçlendirme çabası ve trajik olansa bunun sorgulanmaması. Şu an yaşadığım şey de bunun aynısı. İnsanların yalnızca 5 saniyelik bir haberle bile korkutulması 5 yıllık yönetimin yolunu açabiliyor. Afganistan örneği ile bu durum net bir şekilde yansıtılıyor.

Kitabın baş karakteri Emir’in Peştun olması ve en yakın arkadaşı Hasan’ın Hazara toplumundan olması Emir’in sürekli mahalle baskısına maruz kalmasına yol açıyor. Irkçı grupların Emir’e bu sebebe dayanarak saldırmaları yüzünden ciddi sıkıntılar yaşıyor. En sevdiği ve görüşmek istediği insan Hasan olmasına rağmen bunu gizlemek zorunda kalıyor. Bir çocukta bunun yaratacağı hasar ise kitapta çok iyi aktarılıyor. Irkçılığın insanlar arasında yarattığı uçurumları yazar çok iyi bir şekilde işliyor. Yalnızca bu kitabı okuyup doğru anlayarak bile insanların ırkçılığa dair bakışlarının değişeceğini düşünüyorum.

Irk Çatışması Sadakat Duygusunun Önüne Geçiyor

Sadakat teriminin altını yerinde örneklerle dolduran bu öykü, sadık kalabilmenin ahlaki değeri ve bedeli arasındaki nüansı olağanüstü bir anlatım ile okuyucuya yansıtıyor. Her insanın diğer bir insana güven duyabilmesinin en temel şartı olan sadakat olgusunun aynı zamanda kendi çıkarlarını ve benliğini koruyabilmek için esnetilebilir bir değer olması arasında ironik bir bağ kuruluyor.

Kitapta konuyla alakalı onlarca örnek olmasına rağmen en önemlisi olarak 12 yaşındaki Emir’in Hasan’a ihanetini gösterebilirim. Hasan sırf Emir’e olan bağlılığından dolayı ırkçı bir grup genç tarafından ağır bir şiddete ve tecavüze maruz kalıyor. Emir ise dostluklarına ihanet ederek ‘Bir Hazara için kendimi taşın altına koyamam’ mantığıyla olanları görmezden geliyor.

Çocukluğundan beri bilinçaltına işlenmiş ırk çatışması sadakat duygusunun önüne geçiyor. Bu durum ise Emir’in bütün hayatını değiştiriyor. Emir’in vicdanında açılan yara ise ömrü boyunca yakasını bırakmıyor. Emir sırf bu vicdan yarasından kurtulmak için Hasan’ın kendisine kötülük yapmasını sağlamaya bile çalışıyor. Hasan ise asla bu yola başvurmuyor. Kitabın verdiği mesaj ise kötülüğe iyilikle karşılık vermenin büyüklüğüne dair. Kötülüğe kötülük yapmaktansa iyilikle cevap vermek hem mağduru yüceltiyor hem de zalim tarafa en büyük cezayı veriyor.

O vicdan yarası ömür boyu o insana pranga oluyor. Psikoloji bilimi de bunu kabul ediyor. Vicdan yarası kapanmadan insan kendi hayatındaki kelepçeleri atamıyor. Emir’in Amerika’daki hayatını bırakıp Hasan’ın çocuğunu kurtarmak için savaş ortamına dalmasına yol açan bu durum, vicdan azabının insana neler yaptırabileceğini gösteriyor.

Uçurtma Avcısı Filminden Bir Kare (Solda Emir Sağda Rahim Han)

Emir, babası tarafından sindirilmiş, aşağılanmış ve hor görülmüş bir çocuk. Bu yüzden bütün hayatı boyunca korkak, cesaretsiz, gölgede kalan sönük bir adam oluyor. Bunu da değiştirmek adına bir şey yapmayarak içselleştiriyor. Kahraman olamayacağını kabullenerek çaresizce yaşıyor. Bu vicdan yarasının onda yarattığı kahraman olma şevki ise her şerde bir hayır vardır sözünü bizlere yaşatıyor. Amerika’daki ünlü yazar hayatını, karısını ve yaşantısını bırakıp 25 yıl sonra Afganistan’a, yalnızca vicdanının sesini susturabilmek için dönmesi ve kahramanca bir fedakârlık yapması bu psikolojinin önemini gösteriyor.

Emir’in 12 yaşında dediği gibi bir Hazara için kendimi mi tehlikeye atacağım dememesi ve her şeyden vazgeçebilmesi muhteşem bir örnek.

Kitabın tamamı bu bakıma bir vicdan muhasebesi.

Emir’in ise aslında babasının lanse ettiği gibi bir adam olmaması ve herkesin aşağıladığı bir Hazara çocuk için dünyanın öteki ucundan harekete geçmesi çocuk yetiştirme ve pedagoji konusunda bile alt metinler içeriyor.

Orijinal Kültür Ögelerinin Korunduğu Başarılı Bir Çeviri

Everest Yayınlarından çıkan, dilimize Püren Özgören’in çevirdiği bu baskı, Türkçesi kuvvetli, edebi yönü tatmin edici ve son derece başarılı bir yayın. Anlatım bütünlüğü bakımından incelendiğinde başarılı bir çeviri yapılmış. Kitapta yazarın kaleminden çıkan orijinal kültürün korunması ve Afganistan’a özgü dokunun bozulmaması çeviriyi daha başarılı kılmış. Afgan kültürüne özgü kelimelerin italik yazım şekli ile vurgulanması da orijinal kültür ögelerinin korunduğunun göstergelerinden bir tanesi. Kitap, bu yönüyle Afganistan ile dünya arasında bir kültür köprüsü vazifesi de görüyor. Ülkesinin kültürünü ve sorunlarını dünyaya duyurması da yazara yöneltilebilecek olumlu eleştirilerden bir diğerini böylece oluşturuyor.

Kitabı Okumadan Filmini Kesinlikle İzlemeyin!

Ne yazık ki beyaz kâğıttan beyaz perdeye aktarılırken katledilen bir kurgudur Uçurtma Avcısı. Böylesine muhteşem bir eserin sinemaya uyarlamasının vasat olması kitap ölçeğinde değerlendirildiğinde büyük hayal kırıklığı oluşturuyor.

Film ile kitabın arasında anlatım bütünlüğü ve akıcılık anlamında hiç bağlantı yok diyebilirim. Film kitapta yer alan olay örgüsünü ve kurguyu koruyabilmiş değil. Önemli noktalar toparlanıp bunlar sahneye çevrilmiş gibi değil de üstünkörü kurgulanmış gibi. Filmin, sinema endüstrisinin en geniş imkanlara sahip olduğu 2000’li yılların sonunda çekildiği düşünüldüğünde böylesine bir eserin beyaz perdede mahvedilmesi oldukça üzücü. Bu yüzden kitaptan önce filmin tüketilmesini doğru bulmuyorum. Filmin kitabın gücünü zayıflattığını düşünüyorum. Bu sebeple filmi izlememek bile yerinde olur. Kitabı bitirdiğinizde sanki yakın bir dostunuzun hayatına şahit olmuşçasına etkisinde kalıyorsunuz. Film ise bu duyguyu maalesef hakkıyla veremiyor.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

2 yorum

  1. Bir romandan yola çıkılarak hem bir bölgenin tarihini aydınlatmak hem de güncel küresel sorunlarımıza değinerek yerinde eleştirilerde bulunabilmek ancak usta kalemlerin işidir. Yazmış olduğunuz yazı kesinlikle bu kriterlerin hepsini fazlasıyla karşılıyor. Kitabı da yazınızı okuduğum gibi keyifle okuyacağıma eminim.

    Ellerinize sağlık, çok beğendim. Başka yazılarınızı ve incelemelerinizi de sık sık okumak için sabırsızlanıyorum.

  2. Disiplinler arası çalışma ancak bu kadar merak uyandırır insan da kitabı mı okusak tarihe mi baksak filmimi izlesek coğrafi ve siyasi araştırma mı yapsak harika bir çalışma olmuş bayıldım tebrikler Meltem Hanım

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency