Skip to content

Siyah Mezar : Doğu Akdeniz ve Tükenen Enerji

siyah-mezar-doğu-akdeniz-petrol-doğal-gaz-kömür-linyit-kaynak-savaş-diplomasi-kriz-ahmet-kutay-ulus-sosyal-cene

Dünyayı sarsan bir kriz olan Doğu Akdeniz neredeyse bütün ülkelerde gündem haline gelmektedir. Meselenin kaynağı ise Doğu Akdenizin antik çağlardan beri aktif bir yaşam bölgesi olması ve bu sebeple geçmişten kalma petrol ve doğalgaz kaynaklarının bulunmasıdır. Bunun yanında gündemimizi sürekli meşgul etmekte olan bu riskin ne gibi sonuçlar doğuracağı belli olmamaktadır. Fosil yakıtlara bağımlı hale gelmiş olan dünya elinde bulunan emzik tükenince ne duruma düşecek o da bir gizem niteliği taşımaktadır. Doğu Akdeniz’de bulunan ve bulunmayan neredeyse bütün ülkelerin girdiği “21. Yüzyıl Doğalgaz ve Petrol” yarışı, bir diplomatik savaşa dönmüş durumdadır. Ayrıca unutulan bir başka olay ise siyasi liderlerin fırsatını buldukça belirttikleri doğa krizlerinin artışı ve petrol, kömür, linyit, doğalgaz vb. yenilenemeyen enerji kaynaklarının gün geçtikçe tükeniyor olmasıdır.

Doğu Akdeniz Krizi

Bütün Avrupayı kasıp kavurmakta olan ve neredeyse herkesin yakından takip etmekte olduğu Doğu Akdeniz Krizi, ilk kez 2002 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin çeşitli Doğu Akdeniz ülkeleri ile ( Özellikle Mısır ) Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşmaları yapmasıyla ortaya çıktı. Anlaşmanın hemen ardından Türkiye’nin konuyu Birleşmiş Milletlere taşıması ve bölgedeki haklarının ihlal edildiğini belirtmesi ile kriz, diplomatik yollarla çözüldü. Ardından da Türkiye Birleşmiş Milletler ile yaptığı anlaşmalarla kendi Münhasır Ekonomik Bölgesini ilan etti ama 2007 yılında Güney Kıbrıs Rum Yönetimi hiçbir uluslararası hukuka dayanmayarak ve Birleşmiş Milletler tarafından tescil edilmiş olan anlaşmaları çiğneyerek çeşitli enerji şirketlerine arama izinleri tahsis etti.

siyah-mezar-doğu-akdeniz-petrol-doğal-gaz-kömür-linyit-kaynak-savaş-diplomasi-kriz-ahmet-kutay-ulus-sosyal-cene
Doğu Akdeniz’de Deniz Yetki Alanı Sınırlandırma Sorunları
Türkiye, KKTC ve GKRY tarafından verilen arama ruhsatları

Türkiye de buna karşılık olarak Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığına (TPAO) arama ruhsatları verdi lâkin taraflar arasında belli bir Münhasır Ekonomik Bölge Anlaşması bulunmadığından ötürü bazı parsellerde kesişmeler yaşanmış ve kriz iyice büyümüştür. 2010 yılı itibariyle bölgede hidrokarbon yataklarının keşfedilmesi büyük enerji şirketlerinin dikkatlerini bölgeye çekmeye başladı ve çeşitli enerji şirketleri, bölgede aramalara başladılar. 2013 yılında Mısır ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi taraflarınca ikinci bir Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalanınca diplomatik kriz, adeta bir diplomatik savaşa dönüşmeye başladı.

2018 yılı itibariyle kendi Münhasır Ekonomik Bölgesini savunmaya başlayan Türkiye Hükümeti, bölgede Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin arayışlarına karşılık olarak kendi sondaj gemilerini bölgeye gönderdi. 2019 yılında Yunanistan’da yapılan seçimler sonucunda yaşanan hükümet değişikliği ile Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgedeki koruyucusuymuş gibi bir politika izlemeye başladı ve bu ittifak, dünyaya siyasi alanda Türkiye’yi karalama kampanyasına dönüştü. Bu gelişmeler ardından gelen Libya ve NAVTEX krizleri ile gündem iyice kızışarak Ağustos 2020’de cereyan eden askeri sürtüşmelere kadar gitti. Avrupa Birliği ise önceden Yunan-Güney Kıbrıs taraftarı bir politika izlerken Ağustos 2020’nin başlarında kendi içinde bölünmüş bir vaziyette bulunmaktaydı. Fransa tarafı Yunan-Güney Kıbrıs taraftarı bir politika izlerken Almanya tarafı ise iki taraf arasındaki arabuluculuk görevini izlemekteydi. Almanya Gazetelerine göre Merkel, olası bir Yunan-Türk Savaşını engellemiştir.

Açık bir şekilde Avrupa Birliği, bölgede Rusya’ya karşı hem gaz kaynağını hem de stratejik bir ortağını kaybetmek istemiyor. Fakat Almanya Dışişleri Bakanlığının son zamanlarda yapmış olduğu açıklamalarla Almanya, artık Yunanistan yanlısı bir politika izlemektedir. Geçenlerde Şansölye Merkel’in yaptığı açıklamalar da bunu teyit eder bir durumdadır. Fransa’nın bölgeye savaş gemileri göndermesi ve Avrupa Birliği ülkelerinin de Yunanistan’a cephane desteğinde bulunması da Yunanistan’a olan desteğin kanıtları niteliğindedir. Bölgede askeri alanda üstünlük Türkiye’de olsa da en ufak sürtüşmede nelerin olacağını kimse tahmin edemiyor. Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrel’in de açıklamalarına göre Avrupa Birliği, Türkiye’ye karşı bir yaptırım anlaşması oluşturmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri ise kriz zamanlarında uyguladığı “Kendini Avrupadan soyutlama ve kârını düşünme” politikasını yürütmekte ve bölgedeki diplomatik krizin savaşa dönüşmediği sürece kendi lehine olduğunu düşünmektedir. Yunan-Güney Kıbrıs tarafı bölgedeki krizi uzun bir sürece yayarak kârlı çıkmayı planlamaktadır. Türkiye-Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti tarafı ise bölgede geç kalınan haklarını korumaya ant içmiş bir şekilde diplomatik savunmasını uygulamaktadır.

Tükenen Enerji

Siyasilerin ve çevrecilerin her fırsatta belirtmekte olduğu lâkin sürekli gündemin gölgesinde kalan bir diğer kriz ise bahsedilen enerjilerin tükenecek olmasıdır. 20 Ağustos 2020 Tarihli Financial Times yayınında “Doğu Akdeniz’de gerilim tırmanırken bir mantık hatası var. Uluslararası konferanslarda dünya liderleri fosil yakıtlardan uzaklaşılması gerektiğini sürekli vurguluyorlar fakat yeni petrol ve doğalgaz kaynakları için savaş riskini de göze alabiliyorlar” şeklinde bir beyanatta bulunuldu ve ne yazık ki haklılar. Dünyada antik çağlardan beri doğal kaynaklar bitme korkusu ile sömürülmüş hatta kaynaklar uğruna savaşlar dahi göze alınmıştır ancak bitme korkusu için bir önlem alınmamıştır.

Tarih yine tekerrür ediyor ve günümüzde de aynı şekilde bu durum devam ediyor. Gün geçtikçe linyit, petrol, kömür, doğal gaz, taşkömürü, bor, nükleer enerji vb. tükenebilir enerji kaynaklarının ve fosil yakıtların tüketim hacmi artıyor. 21 Ağustos 2020 tarihinde Hindistan’ın 2020 enerji sepetinde %6’lık yer kaplayan doğal gazın 2025’e kadar %10’a çıkarılması planlandığı açıklandı. Yine aynı tarihte Türkiye, Karadeniz’de doğal gaz rezervi bulduğunu açıkladı. Doğu Akdeniz ise büyük bir doğalgaz rezervine sahip bölgelerden bir tanesi. Dünyadaki petrol rezervinin bir hayli fazla olmasının yanında gün geçtikçe yeni doğal gaz rezervleri de ortaya çıkmaktadır. Yeni rezervlerin bulunması ise tüketim oranını artırıyor. 2016 yılında Küresel Enerji Tüketim miktarı 13,147 milyar TEP (Milyon Ton Eşdeğer Petrol) olarak hesaplanmıştır. Küresel nüfusun 7 Milyar olduğunu düşünürsek bu miktar neredeyse küresel nüfusun iki katına tekabül ediyor.

Enerji tüketiminin yüzdeliğe dökülmüş haline bakıldığında ise %33,3 petrol, %28,1 kömür ve %24,1 doğalgaz gibi yenilenemeyen fosil yakıtların listede başı çektiği bir tablo bizleri karşılıyor. Zaten bu kaynakların başı çektiklerini anlamanız için herhangi bir haber sitesini açıp son haberlere bakmanız yeterli olacaktır. Yapılan araştırmalar sonucunda kömürün 111 yıl, doğal gazın 50 yıl ve petrolün ise 49 yıl daha bize yeteceği söylenmektedir. Ne kadar yeni rezervler bulunsa da (örneğin 2016 doğalgaz rezervi 186,9 trilyon metreküp iken 2017 yılında rezerv sayısı 193,5 trilyon metreküpe çıkmıştır.) rezerv artışı gözlemlendikçe tüketimde de artış gözlemleniyor.

Yenilenemeyen ekolojik kaynakların bu kadar fazla tüketilmesi dünyanın da küresel dengesini bozuyor. 2019 yılının 29 Temmuz günü Limit Aşım Günü olarak ilan edilmiş ve bununla beraber küresel olarak ekolojik kaynakların tüketilme hızı yıllık yenilenme hızının 1,7 katına çıktığı açıklanmıştır. Ülkeler çare olarak çeşitli fon ve kuruluşları (örneğin: OPEC) oluşturmuş veya üretim oranlarını düşürerek planlı bir hâle getirmişlerdi. Bunun sayesinde de tüketim oranının düşeceği planlanmış olsa da elde edilen sonuçların üzerine geçilemiyor. İkinci bir çare olarak ise yenilenebilir enerji kaynakları öngörülmekte fakat bu yenilenebilir enerji kaynaklarının ise üretim maliyetlerinin fazla oluşu ve depolanmasının zahmetli olması sebebiyle gündem dışı bırakılıyor. Almanya, Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya gibi ülkeler yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmakta başı çekseler de daha bu enerji kaynakları için diplomatik kriz yollarının çok ileride olduğu anlaşılıyor. 19 Ağustos’da Türkiye’nin ilk entegre güneş paneli üretim fabrikasının açılışının da Karedeniz’de bulunan doğalgaz rezervlerinin gölgesinde kaldığını küçük bir detay olarak eklemekte de fayda var.

Siyah Mezar

Gün geçtikçe oluşan oluşan fosil üretim ve tüketim sebebiyle dünya, önlemi olmayan bir kuyuya doğru sürükleniyor. Enerjilerin tükeneceği de aynı koronavirüsün geleceği gibi siyasi liderler tarafından biliniyor lâkin asıl mesele virüs gibi hazırlıksız mı yakalanacağız?

İçinde karbon bulunduran maddelerin ateş ile işlenmesinden ortaya çıkan gazın doğaya siyah bir leke bıraktığını ve bu siyah lekelerin birleştikçe dünyamızın mezarı haline geleceğini unutmamak lazım. Önümüzde duran büyük bir gerçek var ve o da şu ki yaşadığımız dünya için bir şeyler yapmazsak burası artık evimiz olamayacak.

Kaynakça


  • İstanbul Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Fakültesi, Enerji ve Alternatif Kaynaklar
  • BBC Türkçe
  • Deutsche Welle
  • Euronews
  • Economic Times
  • https://www.mmo.org.tr/sites/default/files/6_dunyadaveturkiyede.pdf
Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.