Skip to content

Türk Denizcilik Tarihi ve Preveze Zaferi

preveze-zaferi-inebahti-savasi-denizcilik-barbaros-deniz-kuvvetleri-gunu-ali-gunce-tepe-sosyal-cene

Son haftalarda Akdeniz’de tansiyon artıyor. Yüzyıllardır devletlerin gözdesi olan Akdeniz havzası gerek ticari gerekse askeri olarak büyük devletlerin her zaman planları içerisinde yer buluyor. Bu denli büyük önem arz eden bir bölge üstünde egemenlik sağlamak için ise büyük bir politik ve askeri güç gerekiyor. Donanmalar da tabii ki bu egemenlikte en önemli unsurlardan bir tanesi. Peki, üstünlük kurduğu dönemlerde Türk devletleri bunu nasıl sağladı? Hangi aşamalardan geçti? Hepsi ve daha fazlasını beraber inceleyeceğiz.

Denizlerde Bir Türk!

Çaka Bey

Türk devletlerinin denizlerdeki ilk faaliyetleri 11. yüzyılın son çeyreğinde başlamıştır. Günümüzde adından çokça bahsetmemiz gereken ilk Türk Amirali Çaka Bey’in, Bizans esaretinde İstanbul’dayken deniz ve denizcilik tutkusunun başlaması, bu yoldaki ilk adımların işaretçisi oldu. Çaka Bey, 1081 yılında iç karışıklıktan yararlanıp İstanbul’dan kaçtı ve ilk hedefi askerleriyle beraber İzmir’in fethi oldu. Burada dönemine göre modern sayılabilecek bir tersane yaptırmış, kürekli ve yelkenli gemilerden oluşan 50 parçalık bir donanmayı suya indirmiştir. Bu sebeple 1081 yılı günümüzde Türk Deniz Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi kabul edilir. İlk Türk donanması 1089 tarihinde Midilli, 1090 yılında da Sakız adalarını işgal ederek denizlerde rüştünü ispatlamıştır. 1090 yılında Sakız adası yakınlarında Bizans donanmasını da büyük kayıplarla geri çekilmeye zorlayan Türk Donanması, 1095 yılında Çaka Bey’in vefatı nedeniyle gelişimine devam edememiştir.

Fırtına Öncesi Sessizlik

1096 yılından itibaren Anadolu’ya yoğunlaşan Haçlı Seferleri’nin Türkleri fazlasıyla baskı altına almasına rağmen İki Denizin Sultanı (Sultan-ül Bahreyn) unvanlı Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat, Türklerin kurmuş olduğu ilk organize tersane olan Alanya ve Sinop tersanelerinde inşa ettirdiği gemilerle filolar kurmuştur. Moğol baskısına dayanamayıp 1308 yılında yıkılan Anadolu Selçuklu Devleti’nden sonra kurulan uç beylikleri bayrağı başarıyla yükseklere taşımışlardır.

Hem Kara Hem Denizde Ezici Bir Güç Doğuyor: Osmanlı

Osmanlı İmparatorluğu’nun 1566 senesindeki toprakları

II. Beylikler dönemi beylikleri (Karesioğulları, Saruhanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Candaroğulları) durma noktasına gelen deniz faaliyetlerine yeni bir ivme ve soluk getirmişlerdir. Osmanlı Devleti, bu beyliklerin denizcilik tecrübeleri, üs ve liman kolaylıkları ile tersanelerinden faydalanmıştır. Bu fayda, bahsettiğimiz ezici gücün oluşmasında büyük bir pay sahibidir.

Osmanlı Devleti’nin denizlere ilk kez açılması 1324 yılında oldu. Karesioğulları’nın yardım amaçlı verdiği 24 parçalık yardım donanmasını alan Osmanlı, bu donanmayı Karamürsel Bey’in komutasına vererek Marmara denizinin güvenliğini sağladı. 1327 yılında Karamürsel’de kurulan tersane ise ilk Osmanlı gemilerini üretti. Deniz kuvvetlerinde hiyerarşik düzene geçildi ve komutanlara Derya Beyi dendi. 1337’de İzmit’in işgali ve 1353 yılında Bizans İmparatoru Kantakuzen’in Osmanlı’dan aldığı yardımlar karşılığı verdiği Çimpe Kalesi, denizlere daha da hâkim olunmasını sağladı. 14. yüzyılda Karamürsel’in yanı sıra Edincik’te, İzmit’te ve en büyüğü Gelibolu’da olmak üzere tersaneler kuruldu. Derya beylerine Kaptan-ı Derya denmeye başlandı. Donanmanın o dönemde asıl amacı Marmara’nın güvenliğini sağlamak ve Çanakkale Boğazı’nı elde tutmaktı. Yıldırım Bayezid’in İstanbul kuşatmasında da aktif görev alan donanma, 1402 sonrasında Fetret Devri’nin etkisiyle sessizliğe büründü. İkinci kurucu olarak kabul edilen Çelebi Mehmet devrinde Venedik ile ilk deniz (1416) yapıldı ancak kaybedildi. II. Murad döneminde ise Venedik’e üstünlük sağlandı. 1451 yılında tahta geçen Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethi için yapılan hazırlıklar bünyesinde donanmayı güçlendirdi. Ünlü Haliç zincirlerini karadan yürüyerek geçen donanma, fetih sonrası İstanbul’da kurulan Tersane-i Amire ile beraber iyiden iyiye güçlendi ve Osmanlı Devleti’nin askeri gücü için ne kadar önemli bir parça olduğunu kanıtladı.

Adına Yakışır Bir Yükseliş Dönemi

Bu dönemde Osmanlı Devleti’nin önüne çıkabilecek çok fazla güç yoktu. Avrupa, Yüzyıl Savaşlarıyla sallanmış ve yaralarını sarmaya çalışıyordu. Üstüne üstlük devletin üst kademelerindeki insanlar çok beceriklilerdi. Osmanlı, bu süreci müthiş değerlendirdi. II. Mehmed döneminde denizlerde çok etkin olan Osmanlı, Trabzon ve Amasra’yı aldı. Venedik’le 16 yıl süren savaş kazanıldı ve savaş tazminatı alındı. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin satın aldığı Fatih Sultan Mehmed’in tablosunu yapan Gentile Bellini, bu savaşın barış antlaşması sonucu İstanbul’a gelip o portreyi yapmıştı.

Bellini tarafından yapılan Fatih Sultan Mehmed portresi

Sınır denizlerde üstünlüğü sağlayan Osmanlı, 1480 yılında “Çizme’nin topuğu” olarak nitelendirebileceğimiz Otranto’yu hâkimiyet altına aldı, daha sonrasında Cem Sultan sorunu ile burası unutulup kaybedildi. II. Bayezid döneminde Endülüs’teki Müslümanlara yardım amaçlı yollanan donanma, İspanyol donanmasını bozguna uğrattı. Yavuz Sultan Selim, Mercidabık ve Ridaniye seferlerinde orduyu aktif olarak kullandı. Baharat yolunun Akdeniz çıkış noktası Osmanlı hâkimiyetine geçti. 1513 yılında Piri Reis, çizdiği ilk dünya haritasını padişaha sundu. Tersane-i Amire genişletilerek aynı anda 130 gemi yapılabilecek kapasiteye getirildi. Yeni tersaneler kuruldu. Piri Reis, içinde Akdeniz’in birçok haritası da bulunan Kitab-ı Bahriye’yi bitirdi. 1522 yılında Kurdoğlu Muslihittin Reis komutasında bulunan 400 geminin desteğiyle Rodos adası ele geçirildi. Piri Reis, ikinci dünya haritasını da padişaha sundu. 1533/34 yılında Barbaros Hayrettin Paşa İstanbul’a geldi ve Kaptan-ı Derya ilan edildi ve Hâkimiyet dönemi hızına hız katarak devam etti.

Akdeniz’e Vurulan Mühür: Preveze Zaferi

Preveze Deniz Savaşı’nın temsili resmi

Bütün bu hızlı gelişmelerin ortasında ise bir savaş büyük önem arz etmektedir. Osmanlı’nın Akdeniz’in kontrolünü kesin olarak aldığı vaka Preveze Deniz Zaferi’dir. 1537’de Barbaros Hayrettin Paşa, kendi komutasında olan donanma ile beraber Ege ve Akdeniz’de sayısı 10’a yaklaşan adayı Osmanlı topraklarına kattı. Bu tehdit üzerine Papa III. Paulus, Şubat 1538’de, Barbaros Hayreddin Paşa’yı durdurmak için İspanyol İmparatorluğu, Venedik ve Cenebiz Cumhuriyetleri, Papalık Devleti ve Malta Şövalyeleri kuvvetlerinden Kutsal İttifak adını verdiği bir Haçlı donanması oluşturmayı başardı. Barbaros Hayrettin Paşa komutasında 122 parça gemi ve 12.000 levent vardı. Kutsal ittifak ise 300 civarı gemi ve 60.000 asker ile Andre Doria komutasında farklı yerlerden demir almıştı. Korfu adası yakınlarında birleşen donanmanın ilk hedefi Preveze kalesi yakınlarına çıkarma yapmaktı. Osmanlı askerleri tarafından püskürtülen ve kayıp veren donanma Korfu’ya geri çekildi. Bu esnada Ege’de İstanköy adasında bulunan Barbaros da bu haberle Preveze’ye doğru yol aldı.

Donanmasındaki rütbeli leventlerden biri olan Sinan Reis ile askerleri nereye konuşlandıracakları konusunda fikir ayrılığına düşen Barbaros, daha sonra bunun zaferi garantileyeceğinin farkına vardı. Askerleri kaleye yakın bir konum olan Actium’a çıkaran Barbaros, askerlerinden alacağı top desteğiyle üstünlüğü kuracaktı. Andre Doria kazanmak için Actium’a çıkması gerektiğinin farkındaydı ama önceki çıkarma denemesinin başarısızlığı gözünü korkutuyordu. Bu sefer hedefini Preveze kalesi olarak belirleyip zarlarını attı ancak kıyıda onu bekleyen Murat Reis bu kumarı bozdu. Sonrasında Andre Doria, kendisi savaş taraftarı olmamakla beraber topladığı savaş meclisinin kararı gereği savaşmak üzere geri geldi ve onları karşılamak üzere Osmanlı donanması da sıra halinde müttefik donanmasına doğru ilerledi. Müttefik donanmasında ise İspanya İmparatorluk armadasına kumanda eden Andre Doria’dan başka Venedik donanmasına Vicenzo Capello, Papalık donanmasına Marco Grimani kumanda ediyordu ve donanma komutanları arasında bir fikir birliği yoktu.

İki donanma Preveze açıklarında karşılaştığı sırada rüzgâr Osmanlı aleyhindeydi. Bundan endişelenen ve çaresiz kalan Barbaros, askerlerinin maneviyatını yükseltmek amacıyla rivayete göre “Dilerse rüzgârı durdurur da yelkenli olanlar denizin üstünde durakalırlar. Şüphesiz bunda her türlü sıkıntılara göğüs geren ve Allah’a gönülden şükreden herkes için mesajlar vardır.” ve “Ey iman edenler! Düşman orduları üzerinize geldiğinde, Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın ki, o zaman üzerlerine bir kasırga ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Ama Allah, yaptığınız her şeyi görmekteydi.” yazılı ayetleri birer kâğıda yazdırıp gemisinin iki yanına bıraktırdı. Nihayet rüzgâr kesildi Kutsal İttifak donanması hareketsiz kaldı. Bunun üstüne Andre Doria öndeki kalyonlardan yoğun top atışına başladı fakat toplarının menzili yeterli değildi. Barbaros hemen karşı hücuma geçti, uzun menzilli toplarıyla düşman kalyonlarını dövdü. Müttefikler çevirme hareketleriyle üstünlük sağlamaya çalıştılarsa da ağır top atışı ve Turgut Reis’in başarılı karşı manevralarıyla geri püskürtüldüler. Aynı taktiği defalarca deneyen Andre Doria, Barbaros’un manevraları karşısında çaresiz kaldı.

Preveze Deniz Savaşı

Durumun farkında olan Osmanlı Donanması hücuma geçti ve Kutsal İttifak donanması imha tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Kurmayları tarafından savaşmamakla suçlanan Andre Doria, geri çekilme kararı aldı. Osmanlı donanması beş saat süren bu savaşın ardından geri çekilen müttefik donanmasını takip etmişse de fırtına çıkması ve havanın kararması sebebiyle fenerlerini söndüren Andre Doria’nın izini kaybetti. Barbaros iki saat süren bir takipten sonra geri dönerek Ayamavra’da sabaha kadar bekledi; pek çok esir ve ganimet almış olarak Preveze’deki üssüne döndü. Savaşta müttefik donanması kalyon türü 128 gemisini kaybetti. Osmanlı donanmasının ise gemi kaybı yoktu. Preveze deniz zaferinin haberini Boğdan seferi dönüşünde Yanbolu’da bulunan Kanûnî Sultan Süleyman’a Barbaros’un oğlu Hasan Bey ulaştırdı. Barbaros’tan gelen fetihnâme devlet erkânı tarafından ayakta dinlendi ve büyük bir sevinç vesilesi oldu. Günümüzde hala 28 Eylül Preveze Deniz Zaferi, Deniz Kuvvetleri Günü olarak kutlanmaktadır.

Hâkimiyetin Getirdiği Güç ve Dönüm Noktası

Bu gücünü kullanarak Avrupa’daki devletlerin yardımlarına çokça yetişen Osmanlı donanması, sağladığı üstünlüğü politik güç olarak da kullandı. Fransa’ya ve yakın coğrafyadaki Müslüman halklara yardım yetiştirildi. Zaman zaman Hint okyanusunda da aktif olan Osmanlı donanması, çevre denizlerde yaptığı fetihlerle göz doldurmaya devam etti. Fakat bir savaş var ki, adeta geleceğe ışık tutacak cinsten: İnebahtı Deniz Savaşı. Ticari açıdan büyük öneme sahip Kıbrıs o dönemde Venedik kontrolü altındaydı. Hem ticaret hem de Hac gemilerinin Kıbrıs korsanları tarafından zarara uğratılması sonucu Kıbrıs için fetva verildi ve savaş başladı. Büyük çekişmeler sonucu Kıbrıs Osmanlı kontrolüne geçti. Bunun üzerine Papa, İspanya ve Venedik birleşip Kutsal İttifak’ı oluşturdu. O esnada Divan’daki karışıklıklar, Preveze’de bulunan Osmanlı Donanması’nın yardım isteklerini ikinci planda bıraktı.

İnebahtı Deniz Savaşı’nın Temsili Resmi
Sokullu Mehmet Paşa

Avrupa karşısına güçlü bir donanmayla çıkmayı hedefleyen Osmanlı Divanı’ndan şok bir karar çıktı. Kara komutanları olan Müezzinzade Ali Paşa ve Pertev Mehmet Paşa donanmaların başına getirildi. Bu komutanların yanlış tutumları Osmanlı denizcileri arasında tartışmaya yol açtı ve Kaptan-ı Derya’nın komutlarının dinlenmesine karar verildi. Sonucunda ise Osmanlı zayiatı 142 gemi ve 20.000 askerdi. Donanmanın sağ cenahını komuta eden Uluç Ali Paşa, hiç gemi kaybetmeden Haçlı Donanması’nın sol cenahını dağıttı ve bu başarısı sebebiyle Kaptan-ı Derya ilan edildi. Sokullu Mehmet Paşa’nın özel ısrarıyla altı ay içinde donanma yeniden toparlandı. Gönderilen Venedik elçisine de o tarihi söz söylendi; “Biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik, siz İnebahtı’da bizi yenmekle sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kolun yerine yenisi gelmez fakat kesilen sakalın yerine daha gür çıkar.”

Biz de bu yazımızı burada noktalayacağız belki fakat hikâyenin devamına da koyulacak çok nokta var. Bir sonraki yazımıza kadar esen kalın.

Kaynakça


  • Türk Silahlı Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı
  • Sura Suresi, 33 - Ahzab Suresi, 9
  • Diyanet İşleri Başkanlığı, İslam Ansiklopedisi
  • Wikipedia
  • osmanlidevleti.gen.tr
Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.