Skip to content

“Yaşadığımız Tehlikelerin Sınırı Yok”

ismail-umut-arabaci-muhabir-roportaj-bugra-benlioglu

Barış Pınarı Harekatı’nın sembol ismi olarak hafızalara kazınan deneyimli muhabir İsmail Umut Arabacı savaş bölgelerinde önemli gelişmeleri ilk aktaran haberci olmasıyla biliniyor. Arabacı “Barış Savaşçıları” isimli bir kitap yayınladı ancak koronavirüs salgını nedeniyle satış noktalarına dağıtımı henüz gerçekleştirilemedi. ‘Barış Savaşçıları’ kitabı, Barış Pınarı operasyonunda en ön hattında görev yapan Kara Kuvvetleri Komando Tugayları, Jandarma Genel Komutanlığı Komando Tugayları ve Polis Özel Harekât Başkanlığı personeliyle yapılan görüşmelerin anlatımlarını ve Afrin’e düzenlenen Zeytin Dalı Harekatı’nın tüm detaylarını içeriyor. Bunca yoğunluğuna rağmen İstanbul’da özel bir üniversitede gazetecilik konusunda eğitim veren Arabacı ile mesleğinin inceliklerini ve koronavirüs salgınının muhabirlerin çalışma düzeni üzerine etkisini konuştuk.

Sorularımıza geçmeden önce okurlarımızın sizi daha yakından tanıması için bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

1978 yılında Balıkesir’in Gönen ilçesinde, memur babanın ve ev hanımı annenin oğlu olarak dünyaya geldim. Babam memur olduğu için biraz seyahat ederek geçti çocukluk yıllarım. Meslek hayatımın temelleri lise yıllarında başladı çünkü meslek lisesi öğrencisiydim. Profesyonel meslek hayatıma ilk olarak 1994 yılında Bursa’da Şampiyon Radyo’da başladım. Daha sonra televizyondaki ilk işime olan o dönemler bölgesel yayınlar yapan Flash TV’ye transfer olarak başladım.

İki yıl sonra İstanbul’a geldim ve Kanal D spor servisinde, Televole’de çalıştım. Asıl haberle tanışmam ve başlamam Uğur Dündar’ın Arena ekibinde oldu. Arena ekibinden ayrılanlar ile birlikte ATV’de yayınlanan Deşifre haber programında Fuat Kozluklu ile çalıştık. Akabinde rahmetli Mehmet Ali Birand ile Kanal D Ana Haber ekibinde çalıştım. İki yıl süreyle Sabah gazetesinde de çalıştıktan sonra CNN TÜRK’teki işime başladım. Beş yıl çalıştıktan sonra Ocak ayı ile itibarıyla kanalla yollarımızı ayırdık ve şu an 24 TV’de çalışmaktayım.

Sizi muhabirliğe iten şey ne oldu? Mesleğinizi sevmenizin sebebi nedir?

Aslında tam benim hayalimdeki işti. Çok fazla seyahat ediyorsunuz, çok fazla yer görüyorsunuz, çok fazla insanla tanışıyorsunuz ve en önemlisi tarihe tanıklık ediyorsunuz. Özellikle ben sıcak haber muhabiri olarak sıcak bölgelerde bulunuyorum. Büyük afetlerde, depremlerde göreve gidiyorum. Bu anları yaşayabilmek çok önemli. Bir gazeteden ya da kitaptan okumuyorsunuz tam olarak içindesiniz. Oradaki yaşananları topluma siz aktarıyorsunuz ve bu çok önemli bir duygu. En büyük nedenlerden biri de manevi tatminin çok olması. Birçok insanın sorununu çözebiliyorsunuz, bürokrasiyi harekete geçirebiliyorsunuz, olumsuzlukların önüne geçebiliyorsunuz ve bu noktada da topluma faydanız dokunuyor. Bu işi gerçekten çok seviyorum.

Yaptığınız işin zorluğuna baktığımız zaman sizin de söylediğiniz gibi gerçekten sevdiğiniz çok açık. Siz çok sevdiğiniz bu mesleği nasıl tarif ediyorsunuz?

Tüm tarihe tanıklık ediyorsunuz. Mesela ben Libya’da Kaddafi öncesi ve Kaddafi sonrası iç savaşa birebir tanıklık ettim. Mısır’daki, Suriye’deki, Irak’taki ve Afganistan gibi ülkelerdeki olayların başladığı günden beri içlerinde yer aldım. Dünyada, Türkiye’de depremler oluyor. Van depreminde oradaydım, Elâzığ’da da bulundum.

Bodrum’da depremler oldu ve otellere tsunami vurduğunda ben ilk uçakla oraya gittim ve olayı bizzat yaşadım. Neler olduğunu, o teknelerin nasıl birbirine girdiğini ve insanların durumunu birebir gördüm. Yani olayların doğrudan içinde olmak çok önemli bana göre. Biraz önce de dediğim gibi asıl önemli nokta ise insanlara yardımcı olmak. Haberciler olarak biz insanların seslerini duyuruyoruz.

Bahsettiğim olayların mağdurlarıyla ilk temas eden meslek gruplarından birisiyiz. Vaziyeti kamunun gündemine taşıyarak bazı süreçlerin ve bürokrasinin hızlanmasına vesile oluyoruz, dikkatleri topluyoruz. Bu sayede insanlara büyük yardımımız dokunuyor. Bu manevi hazza ulaşmak için de çok daha fazla çalışıyorsunuz.

Elbette her mesleğin kendine göre zorlukları vardır. Siz mesleğinizin zorluk olarak gördüğünüz yanları nelerdir? Karşılaştığınız en zor anınızı paylaşabilir misiniz?

Birçok zorluk var bu işte. Türkiye gibi sorunlu coğrafyalarda bulunan ülkelerde gazeteci olarak çalışmak zor hele ki Orta Doğu’da oldukça zor. Mesela Libya’da, Suriye’de çalışabilmek gerçekten çok tehlikeli. Ben Afrika’daki neredeyse tüm ülkelere gittim. Fas’tan tutun da Tunus’a kadar seyahatlerim oldu. Oralardaki yapı inanılmaz derecede zor. Tabi, savaş bölgeleri en zorlu alanlar. Bir keresinde Libya’da uçak saldırısı atlattık mesela. Yaşadığımız tehlikelerin sınırı yok. Yolda bir anda yanınıza havan mermisi düşebiliyor. Mesela bir keresinde de Misrata’da muhaliflerle birlikte hareket ederken, muhaliflerin şehri aldıklarını söylediler. Misrata Meydanı’nda kutlama yapılırken biz de oradaydık. Bir anda etraftaki binaların çatılarından çıkan insanlar ateş açmaya başladılar. İnanılmaz bir şeydi. Sırf bizim arabamızda 18 tane mermi isabet etmişti. Şükür burnumuz kanamadan çıkmayı başardık. Gerçekten çok zor ve tehlikeli. Suriye’de özellikle hem Fırat Kalkanı Harekâtı, Zeytindalı Harekâtı ve Barış Pınarı Harekâtında çalıştım. Operasyon alanlarında sürekli savaş uçakları uçuş gerçekleştiriyor ve bu bizim için büyük bir zorluk. Bir de bu alanlar çok kontrolsüz. Özellikle Zeytindalı Harekâtı’nda birçok kez üzerimize ateş açıldı ve ciddi anlamda hayati tehlike atlattığımız anlar oldu.

Dediğiniz gibi sınır ötesi operasyonlarda haber ekranlarında bulunan isimlerden birisiniz. Yakın dönemde gerçekleştirilen Barış Pınarı Harekâtını da dünya kamuoyuna siz duyurmuştunuz. Canlı yayındaki heyecanınıza hepimiz şahit olduk. O an yaşadıklarınızdan ve duygularınızdan bahsedebilir misiniz?

Barış Pınarı Harekâtını zaten bekliyorduk. Aylardır süren hazırlık vardı. O bölgede uzun süredir bulunuyorduk. Hatta o gün çok ilginçtir ki sabah Diyarbakır’dan yayın yaptım ardından bölgeye geçtim. Tabii hepimizin kaynakları var. Neler oluyor, neler bitiyor öğreniyoruz. Sabah saatlerinde bölgedekilerle görüştüğümüzde siyah dumanların görüldüğü bilgisi elimize ulaştı. Bunu da terör örgütü PKK birçok yerde yaptı. Özellikle İHA’ların görüntü almasını engellemek için yapıyorlar.

Bunu duyunca biz hemen kameraman arkadaşım Halil Kahraman ile Diyarbakır’dan Şanlıurfa’ya geçtik. Ceylanpınar’da ilk yayınımızı yaptık. Özellikle Resulayn bölgesinde çok fazla lastik yakılmıştı, yoğun bir duman vardı. Bunların hepsi bizler için bir tecrübe. Daha önce de Zeytindalı Harekâtında, Fırat Kalkanı Harekâtında bu dumanı gördük ve bu durum bir şeyin habercisiydi. Halil Kahraman ile hemen sınıra doğru ilerledik, fazlasıyla yaklaştık. Aslında o an operasyon olacağı bilgisi yoktu, tesadüfen gördüklerimizi aktarıyorduk. 15.00 bülteninde siyah dumanlar görüldüğünü aktardık, bir sonraki 16.00 yayınında kameramızı ve 3G cihazımız açtık hazır bekliyorduk. Bir anda uçak sesi duyduk. Ne olduğunu anlamaya çalışırken arkasından hemen karşımızdaki noktaya bomba düştü. Biz, bunun artık Türk savaş uçakları olduğunu anladık. Çünkü Resulayn’da bize 70 metre uzaklıktaki evlerde terör örgütünün konuşlandığı noktalar belliydi. Bomba, onların harekât merkezlerinden birine düştü. Bizim kameramız ve 3G cihazımız hazırdı zaten. Yayına gireceğiz ama 5-6 dakika sıramızı bekliyoruz, bağlıyız İstanbul’a. O an rejiye sesimi duyurmaya çalıştım çünkü reji bizi o an hem görüyor hem de duyuyor. Ne olduysa o an görmediler, duymadılar işte ben de bağırıyorum çabuk olun diyorum çünkü yeni uçaklar geliyordu artık. Uçaklar iz bırakmaya başladı, gökyüzünde net şekilde çıplak gözle görmeye başladık. Ardından bir bomba daha düştü. Aylardır beklenen bir şey, tüm dünyanın konuştuğu bir şey ve ilk siz oradasınız. Tabii ki bu durum tepkilerimize heyecanımızın yansımasına sebep oluyor. O anda da Spiker Başak Şengül bir doçent doktora bağlanacağımızı söyledi, o ben rejiye kulaklıktan bağlıydım, orada ben ipleri iyice kopardım. Çok büyük bir stres yaşadım. O anı veremeseydik çok üzülürdüm.

Dediğim gibi aylardır bekliyoruz böyle bir anı ve gözlerinizle görüyorsunuz, kamera açık, rejiye bağlısınız ve yönetmenin bir tuşa basmasıyla ekrana gidecek görüntü ama olmuyor. O esnada yaklaşık 2 dakika bu süreç yaşandı ardından da görüntüler ekranlara geldi. O anı yayına ilk olarak verebilmek bizim mesleğimizde çok önemli. Daha önce de birçok olayı ilk biz yayına verdik.

DAEŞ’in sözde lideri Ebu Bekir el-Bağdadi’yi Amerika Birleşik Devletleri bir operasyonda öldürdü. Öldürüldüğü eve ilk giren biz olduk. Aynı şekilde Barış Pınarı Harekâtı’nı duyurmak da bize nasip oldu. Tabii bu biraz tecrübe istiyor, çok fazla bu tür alanlarda bulunduk. Normal bir vatandaş gibi ya da başka alanda çalışan muhabir arkadaşlar gibi görmüyorsunuz. Orada alandasınız ve askerle birliktesiniz, özel kuvvetlerle, jandarma ile birliktesiniz. O bölgede görev yapan insanlarla sürekli görüşüyorsunuz, sohbet ediyorsunuz onlardan aldığınız bilgilerle bilgi dağarcığınız çok gelişiyor özellikle askeriye ve harekâtlarla ilgili konularda.

Bütün dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs salgını şu anda medyanın tek gündemi. Salgının gündemi etkilemesinin dışında da medya çalışanlarına etkileri var tabii ki. Bu zorlu süreçte nasıl çalıştığınızı anlatır mısınız?

Benim için değişen bir şey yok aslında, sadece operasyonları takip edemiyorum. Şu an Güneydoğu’da, Libya’da çok ciddi operasyonlar var. Sahada çatışmalar sürüyor. Şimdi bunları takip etmemiz gerekiyor ama maalesef ayrılamıyoruz. Hemen her yere kısıtlama var. İstanbul’dan çıkmak bile izne tabi. O yüzden İstanbul’da sabah mesaiye başlıyoruz ve koronavirüs gündemini takip etmeye çalışıyoruz. Salgınla ilgili gelişmeleri öğrenebilmek için hastanelere gidiyoruz ya da kurumların yaptığı çalışmaları takip ediyoruz. Kişi ya da ailelerin hikayeleri ile çalışıyor ve haber yapıyoruz. Bu anlamda yoğunluğumuzdan bir şey kaybetmedik, yoğun şekilde çalışmaya devam ediyoruz

Son olarak genç iletişimcilere önerileriniz ve tavsiyeleriniz nelerdir?

Ben 1994’ten beri ben bu işi yapıyorum. Sadece şunu biliyorum, bu işi gerçekten seven ve yapmak isteyen bugüne kadar onlarca stajyerimiz oldu. Gözünde o ışık olan, bu işi aşkla yapmak isteyen herkesin piyasaya girdiğini, birçok yerde çalıştığını gayet iyi biliyorum. O yüzden öneri yapmayacağım. Bu işi sevmeyen kimse bu işi yapamaz. Ekran bağımlısı, ekrana çıkmak isteyen çevresel faktörlerin gücünü kullananlar var ama ne kadar varlar?

Birçok okuldan bize stajyer geliyor ve bu işi gerçekten yapacağım deyip ağladığını gördüğümüz kardeşlerimiz var. Onlar şu an çok iyi medya kurumlarında çalışıyorlar. Bu hırs değil, sevgi. Bu işi seven herkes yapıyor. Bu işi seviyorsanız yaparsınız, emin olun.

Çok keyifli bir röportaj oldu. Değerli vaktinizi ayırdığınız için hem şahsım adına hem de İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa TBMYO Radyo ve Televizyon Teknolojisi Bölümü öğrencileri adına teşekkür ediyorum.

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’nın alanımızda eğitim gören öğrencileri ile röportaj yapmak benim için de keyifliydi. Ben de sizlere teşekkür ederim.

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.