Skip to content
yasami-kisitlayan-toplumsal-savlar-dogukan-yasin-sosyal-cene

Yaşamı Kısıtlayan Toplumsal Savlar

Uzun soluklu olan her şeyden çabuk sıkılmalarımız değişmez yargılarımızın başlangıç noktasıdır bir bakıma. Mesela uzun süreli filmler, uzun süreli yolculuklar, sohbetler, sessizlikler, hayaller, aşklar ve hatta yaşam… O an hâkimiyeti altında olmak zorunda kaldığımız ne varsa çığırından çıktıları an tahammülü zor saniyelere ve hatta saatlere dönüşürler.

Başlangıçta “hiç bitmesin” dediğimiz her şey, sınırlarımızı ve algılarımızı zorlamaya başladığı andan itibaren bitmesi için dört gözle beklenen bir işkenceden ötesi değil. Son bulması için dua edilen bir kâbustan fazlası değil. Tahammül sınırları ne kadar darsa bıkkınlık, baş kaldırı hatta saldırılar o kadar ivedilik kazanarak kaos yaratır toplumsal alanlarda. Bazen de insan kafası içinde…

Kısırlaştırıyoruz tüm çeşitlilikleri ve tekdüze bir hayatın kalıbına oturtturuyoruz kendimizi. Nedeni, niçini merak etmeden toplum tarafından kabul görmüş bütün savları, ‘doğru’ addedip onlara itikat etmeye ‘yaşamak’ diyoruz. Yaşamak(!) Bütün ağır olguları basite indirgemek, yaşama buhranlı ve sıkıcı bir hava katmaz mı? Bireyi çıkmaza sokan sebeplerin üstündeki tozları üflesek altından bu nedenler peyda olmaz mı?

Çevremize ördüğümüz mutsuzluk duvarlarının temelinden yatan biziz ve yine bize kötü gelen olgulara boyun eğip, istinasız her şeyi kabullenen kendimiziz. Tezatlıklarla doldurduğumuz anlardır tahammül seviyemizi dolduran ve bütün sınırlarımızı alt üst eden. Ki toplumsal savlar ve tabular değil midir bizi kontrol altına alan, gizliden gizliye kısıtlayan ve kişiyi kalıba oturtarak uzun soluklu güzelliklerden dahi bıkkınlık duyuran? Bunların canına okumaya muktedirdir insanoğlu, gel gelelim ki bu baş kaldırıya kimin ne kadar cesareti olabilir? Tek bir doğruya inanmış güruha yanlışlarını haykırmayı kim göze alabilir? Gözlerim kamaşır korkusuyla mahzenden çıkmayıp karanlıkta küf ve rutubet kokusuyla hemhal olmak ile insanlar eleştirir ve karşımda durur diye düşüncelerini, yanlışları dile getirmek istememek, korkuya kölelik, kula kulluk etmekten başka nedir? Bu tutum insanın aslında ne denli aciz bir varlık olduğunun göstergesi değil midir?

“Hayatı fazla ciddiye almayın” diyenleri ciddiye almayın. Zira hayat sizi fazlasıyla ciddiye alıyor. Kendi sınırlarınızı başkasına tasarlatma imkânı verip o sınırlara başkasını dahil ederek, onların yaşadığı hayatı sizin de yaşayacak olma ihtimalinizi güçlendirecektir. Kırmızı çizgilerinize barikatlar koyun. Hatta surlar örün, giremesinler içeriye ve merak etsinler içerideki dünyanızı. Herkesin kabul gördüğü şeyin doğru olduğu düşüncesini de silin atın kafanızın içerisinden. Zira sorgulanmamış hiçbir şeyin doğruluğu geçerli değildir, olmamalıdır da.

Velhasılıkelam ben kendi mahzenimdeki kandillerden birisini tutuşturmuş bulunuyorum da etraf hala karanlık.

Share on whatsapp
WhatsApp
Share on telegram
Telegram
Share on facebook
Facebook
Share on twitter
Twitter
Share on linkedin
LinkedIn
Share on email
Email

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

© Sosyal Çene 2021 | Melon Adworks Creative Agency