Skip to content

Yekta Kopan İle Hayatının İlk ve En’lerini Konuştuk

yekta-kopan-roportaj-sosyal-cene

Birçoğunuz onu ekranlardan çok iyi tanıyorsunuz. Fakat bugünün pek TV izlemeyen yetişkinlerine onun ismini söylediğimde belki zihinlerinde görüntüsü canlanmayacaktır. Ardından sesini dinlettiğim anda ‘Aaaa evet çok iyi tanıyorum’ diyeceklerinden eminim. Şirinler’deki Güçlü Şirin, Çarli‘deki Afakan, Çılgın Bediş‘teki Oktay, Buz Devri‘ndeki Sid, Bizim Ev’de Jesse Dayı, Madagaskar‘da Alex, Slyvester ve Tweety’de Sylvester ve daha ismini hatırlayamadığım sayısız filmin sayısız karakterinin ‘sesi’ oldu Yekta Kopan.

90’lı yılların çocuklarının kulak hafızasında günümüz genç ve yetişkinlerinin ise gönüllerinde önemli bir yer edinmiş olan seslendirme sanatçısı, şair ve yazar Yekta Kopan ile Instagram’da yaptığımız canlı yayında hayatının İLK ve EN’lerini konuştuk.

İlk seslendirmenizi yaptığınızda 5 yaşındaydınız. Bu sizin için ne ifade ediyor?

Tabii ki bir çocuk için büyük heyecan, bir bayram şenliği gibi adeta fakat o zaman ki aklım ve duygum için bir şey ifade etmiyor. Ama şu an dönüp baktığımda güzel bir anı olarak aklımın bir köşesinde duruyor.

İlk şiiriniz Yarın, ilk kitabınız Fildişi Karası 2000 yılında yayımlandı. Geriye dönüp baktığınızda ilk eserlerinizi nasıl değerlendirirsiniz?

‘Yarın’dan önce çoğu dergide ve çocuk dergisinde yayınlanan şiirlerim var. ‘Yarın’ ve Yarın’dan sonrası benim için ergenlik ve ergenlik sonrası olduğundan daha değerlendirilebilir şiirler. ‘Fildişi Karası’na gelince evet, ilk kitabım fakat dönüp bakmıyorum. O zamanların bilgi birikimi, hayat tecrübesi ve entelektüel bilgisi ile yazılmış eserler olduğundan dolayı şu an baksam elbette ki katılmayacağım noktalar olacaktır. Bu onu kötü bir kitap yapmaz. Hatta o zamanki Yekta o eseri çıkarttığı için gurur da duyuyorum. En son geçenlerde bir canlı yayında okudum. Gözüme pek olumsuz bir şey çarpmadı aslında..

Yazdığınız tiyatro metni “İki Kişilik Bir Oyun” Tiyatro DOT ile büyük başarılara imza attı. Proje Almanya, İtalya, Hollanda gibi ülkelerde sahnelendi. Oyunu yazarken böyle büyüyeceğini düşündünüz mü? Kaleme aldığınız sırada hissiyatınız, hedefiniz neydi?

Yanlış anlaşılma olmasın o oyun Bülent Erkmen’in DOT Tiyatro ile İstanbul Tiyatro festivali için kurguladığı bir işti. Dolayısıyla ben orada sadece Bülent Erkmen’in düşünce dünyasından onun kurgusundan çıkan şeyleri yazandım. Yani o oyun için ben özgün bir oyun yazdım diyemem. Yapılmış bir işin metin çalışmasını yaptım diyelim. Gurur duyduğum bir işti elbette ama ‘Ben bir oyun yazdım, o oyun dünyayı dolaştı’ dersem haddimi çok aşmış olurum, bu iyi projede ben de bir takım oyuncusuydum.

İlk online yayınınız olan “Noktalı Virgül”den bahsedelim. Şahsen benim de çok severek takip ettiğim ve herkes tarafından çok sevilen bir programdı. Bu program en az ulusal bir kanalda yapılmış TV programları kadar profesyoneldi. En az diyorum çünkü takdir edersiniz ki Youtube denilince insanların zihninde daha amatör ve vasat videolar canlanıyor. Noktalı Virgül’ü bu denli başarılı ve samimi kılan unsurlar nelerdir?

Programı samimi bulman ve sözlerin benim için çok değerli, güzel yorumun için çok teşekkür ederim. Bugüne kadar 200’ün üzerinde Noktalı Virgül programı yaptım. Programın başarılı olmasının sebeplerine değinecek olursak; birincisi bu programın arkasında duran Allianz sigorta şirketinin rakamlar üzerinde değerlendirme yapmaması, siz üretmeye devam edin demesidir. İkincisi konuk olan sanatçıların hepsinin çok yakın arkadaşım olması, yayındaki doğallığın, samimiyetin izleyicilerimize aksetmesini sağlamış olabilir. Bu program sayesinde tanıştığım insanlar da oldu. Youtube videolarının eğlenceye dayalı olması, TV kanallarına göre daha esnek ve rahat bir yayın platformu olması bizi işin ciddiyetinden koparmadı. Bazen çok derin konuştuk bazen de eğlendik ama o an ne hissettiysek onu saf haliyle takipçilerimize yansıtmaya çalıştık.

İlham aldığınız ilk 3 kişi kimdir?

Ediz bu çok zor bir soru aslında çünkü acılardan ilham alırsın, arkadaşlarından ilham alırsın. Tahmin ettiğiniz gibi çok fazla isim de var ama illa ki bir isim vermem gerekirse aklıma ilk olarak Mustafa Kemal Atatürk geliyor. Öbür tarafta baktığım zaman çalışkanlıklarıyla, üretkenlikleriyle çok yazar var; müzisyenler, ressamlar, tiyatro insanları, felsefeciler var. Yani ilham almak değil de beslenmek diyelim buna. Beslendiğim çok erkek çok kadın var. Beslenmeyi severim ve bugüne kadar beni besleyen herkese de çok teşekkür ederim.

Şimdi en heyecanlı bölüme geçelim :) Soracağım sorulara hızlı ve aklınıza ilk gelen cevabı vermenizi istiyorum.

En sevdiğiniz film?

Amarcord

En sevdiğiniz yazar?

Fyodor Dostoyevski

En sevdiğiniz kitap?

(Arkasındaki kütüphaneyi göstererek) Hepsi bütün kitaplar..

En sevdiğiniz yönetmen?

Ingmar Bergman

En sevdiğiniz şarkı?

Share on whatsapp
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on pinterest
Share on email

Henüz yorum yapılmamış, sesinizi aşağıya ekleyin!


Bir Yorum Ekle

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.